|
|
|
|||||||
| Memleket - Gurbet Sizleri Hemşerilerinizle buluşturuyoruz.. |
![]() |
|
|
Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#1 |
|
Egenin İncisi İzmir Coastu n fanını acıyoruz amacimiz İzmir hakkında her türlü bilgiyi vermek,hemşeriler arasındaki bagı güçlendirmek güzel İzmirimizi tanıtmak Gün gectikçe izmir hakında yazılar fotoğraflar bilgiler haberler vericem vericez İzmir hakkında her türlü biligiyi bekliyoruz![]() (Belki Göztepe -Karsıyaka tartışmasını bitiriz ):ok:
__________________
¤µ¢kµr$µzlar¤ |
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
Türkiyenin'nin üçüncü büyük şehri olan İzmir, çağdaş, gelişmiş, aynı zamanda işlek bir ticaret merkezidir
İzmir'in batısında renkli denizi, plajları ve termal merkezleriyle Çeşme Yarımadası uzanır Antik çağların en ünlü kentleri arasında yer alan Efes, Roma İmparatorluk devrinde dünyanın en büyük kentlerinden biriydi Tüm İyon kültürünün zenginliklerini bünyesinde barındıran Efes, yoğun sanatsal etkinliklerle de adını duyuruyordu İzmir, yatlar ve gemilerle çevrilmiş uzun ve dar bir körfezin başında yer almaktadır Ilıman bir iklime sahip olup, yazında denizden gelen taze bir serinlik güneşin sıcaklığını alıp götürmektedir Sahil boyunca palmiye ağaçları ve geniş caddeler bulunmaktadır İzmir Limanı İstanbul'dan sonra ikinci büyük limandır Canlı ve kozmopolit bir şehir olan İzmir, Uluslararası Sanat Festivali ve İzmir Enternasyonal Fuarı ile de önemli bir yer tutar![]() İzmir sözünün kökeni İzmir kelimesi eski İon lehçesinde Smurne, Attika (Atina) lehçesinde ise Smryna diye yazılırdı Bugünkü Hellenler bu kentin adını Smirni biçiminde telaffuz etmekte, Gerçi son yıllarda Antik Efes kenti civarında da bu adla anılan bir köy yerleşimi izlerine rastlanmıştır Olasılıkla İzmir'den Efes'e giden bir kısım Amazon kraliçelerinin adını yerleştikleri köye de koydukları düşünülmektedir ki bununla ilgili bilgilere eski Yunanistan'daki kaynaklarda da rastlanmaktadır Ancak Smyrna sözcüğü Yunanca değildir, Ege Bölgesindeki birçok yerleşim adı gibi Anadolu kökenlidir M Ö 2 binin başlarına ait Kayseri Kültece yerleşiminde ele geçen bazı tablet metinlerinde Tismurna adına rastlanmaktadır Tismurna'daki `ti' bir ön ek olup büyük olasılıkla bir kişi ya da bir yer adını belirtmektedir Bundan da Hellenler ya da Bayraklı höyüğünü mesken tutanların bu ön eki atıp kente 'Smurna' demişlerdir Kentin adı olasılıkla M Ö 300 ile M Ö 1800 yılları arasında Smurnu olarak anılıyordu![]() Kentin tarihi Eski İzmir kenti (Smyrna) körfezin kuzeydoğusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz dönüm olan bir adacık üzerinde kurulmuştu Son yüzyıllar boyunca Meles Çayı'nın ve Sipylos Dağı (Yamanlar Dağı)'ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova ovası oluştu ve yarım adacık bir tepe haline dönüştü![]() Şimdi Tepekule adını taşıyan bu höyüğün üzerinde Tekel Müdürlüğü'nün İzmir Şarap ve Bira Fabrikası'na ait numune bağı bulunmaktadır 1955'ten beri yoğun gecekondu bölgesi olan bu çevrede İzmir'deki ilk yerleşim yeri olarak tespit edilen İzmir Höyüğü bulunur Buradaki ilk kazılarda Türk Tarih Kurumu ile Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü"nün katkıları büyük olmuştur![]() Batı Anadolu kıyılarındaki ilk yerleşimler -ki bunlar Troya Savaşlarından sonra kurulan Aiol, İon ve DorÇandarlı (Pitanes), Foça (Phokaia), İzmir (Smyrna), Kilizman (Klazomenai), Milet ve İasos gibi yerleşimlerdir Bunun nedeni yerleşim yerlerini kuran ve oturan insanların daha çok Hellenli ve den olmalarıdır Böylece yarımada yerleşikleri hem iki limana sahiptiler, hem de kara denizden gelecek saldırılara karşı güvence içindeydiler Elverişsiz havalarda limanlardan biri uygun olmadığı takdirde gemiciler diğer limanı kullanma şansına sahiplerdi Bayraklı Höyüğü körfezin kuzeydoğu köşesinde, kuzeyine sarp kayalı Yamanlar Dağı'nı da alarak karadan gelecek saldırılara karşı rahat bir konumdaydı Güneyi imbata açıktı Eski İzmir yerleşimi yaklaşık 3000 yıl boyunca bu yarımada üzerinde ver aldı M Ö 4 yüzyılın ikinci yarısında büyük nüfus artışı yüzünden bugünkü Kadifekale (Pagos) eteklerine taşındı kökenlidir- genelde küçük yarımadalar üzerinde kurulmuştur Bunlar, Neolitik-Tunç Çağları ( M Ö 6500-1050)İzmir'in eski halinden bir görünüş ![]() En eski İzmir'in yerleşimi Bornova ilçesindeki Yeşilova Höyüğü'nde 2005 yılında yapılan kazılarda keşfedilmiş, İzmir kenti tarihinde bilinenden 3 bin yıldan daha eskiye M Ö 6500 yıllarına kadar gidilmiştir Yeşilova buluntuları İzmir'deki ilk yerleşimin Neolitik Çağda Bornova Ovası'nda başladığını , yerleşim sayısının Kalkolitik ve Tunç Çağlar süresince artarak devam ettiğini göstermiştir Symrna kazılarından elde edilen bilgiler ışığında Tunç Çağ evlerini höyüğün en üst düzeyinde denizden 3 ile 5 metre yukarıdaki kayalar üzerine oturtmuşlardır Bu yerleşme Eski Tunç Çağı dönemine aittir Bulunan çanak ve çömlekler Troya dönemi ve kültürüyle (M Ö 3000-2500) benzerlikler göstermektedir Birinci yerleşim tabakasının üstünde Orta Tunç Çağı dönemi yer alıyordu Burada bulunan keramik eserler Troya II kentinde ortaya konulan sanatsal eserlerle hemen hemen özdeştir (M Ö 2500-2000) Üçüncü yerleşme katı Troya VI ve Hitit dönemi ile çağdaştır (M Ö 1800-1ü50) Bu katta elde edilen büyük ve sağlam bir vazo, Afyon ve Uşak kentlerinin güneyindeki Beyce Sultan kazılarında elde edilen kapların çeşidindendir Ayrıca birçok kap biçimi Orta Anadolu ile olduğu ölçüde Troya VI kap kaçağı ile de benzerlikler taşımaktadır Bundan başka yine Troya VI'da gün ışığına çıkan `Minyas' tipi vazolar Bayraklı'da da ele geçmiş, bir de 4-5 Myken seramik parçasına rastlanmıştır Açılan sondajlar küçük olduğundan evler hakkında geniş bilgi elde edilememiştir Tunç Çağı'nda İzmir `de yaşayan yerli halkın dili konusunda herhangi bir fikir elde edilmesi mümkün olmamıştır `Minyas' türü keramiğin ele geçmesi birçok Anadolu kentinde olduğu gibi, burada da 2 Binde Akalılâra (Achaioi: Myken) ait bir ticaret kolonisinin bulunduğuna ilişkin ipuçları verebilir![]() Demir Çağı Hititler Çağı'nda {M,Ö 1800-1200) Anadolu'da yazı kullanılıyordu ve bundan ötürü o dönemde tarih çağına ulaşılmış bulunuluyordu Ancak M Ö 1200'lerde Troya Vll ve Hitit başkenti Hattuşaş'ın Balkanlardan gelen kavimlerce yıkılmasından sonra Orta ve Batı Anadolu yeniden yazısız ve karanlık bir çağa, Demir Çağı'na girdi Demir Çağı, Anadolu'da yazının yeniden kullanılması ile Frigya Krallığı'nda M Ö 730, geri kalan Orta ve Batı Anadolu'da ise M Ö 650 yıllarına kadar sürmüştür,Kazılarda fazla miktarda çıkarılan keramik ürünlerden anlaşıldığına göre, Demir Çağı boyunca Eski İzmir'de Hellas'tan göç eden, Aiolller ve İonlar yaşıyordu Yarımadada yerli halkın yaşadığına dair herhangi bir bulguya ise rastlanmamıştır Bayraklı Höyüğü'nün M Ö 1050 yıllarında kurulmaya başlayan yerleşmesinin Hellas kökenli olduğu anlaşılmaktadır![]() 400 yıl devam eden bu ilkel dönem boyunca başlıca beş yerleşme katı saptanmıştır Bunlar :I Aiol yerleşmesi (M Ö 1050-M Ö 1000)II Erken, Orta ve Geç Protogeometrik yerleşme (M Ö 1000-M Ö 875)III Erken ve Orta Geometrik yerleşme (M Ö 875- M Ö 750)IV Geç Geometrik yerleşme (M Ö 750-M Ö 675)V Subgeometrik yerleşme (M Ö 675-M Ö 650)Söz konusu beş tabaka denizden 6,40 metre yükseklikte başlamakta ve 9,50 metrede son bularak 3 metre kalınlığında bir tabaka oluşturmaktadır Kazılarda elde edilen Aiol keramiği Submyken orijinlidir Protogeometrik ve Geometrik stildeki kap-kaçak ise genelde Attika vazoculuğunun bir devamıdır diyebiliriz![]() Demir Çağı boyunca İzmir evleri, büyüklü küçüklü tek odalı yapılardan oluşmakta idi Gün yüzüne çıkarılan en eski ev M Ö 925 ile M Ö 900'e tarihlenmektedir İyi korunmuş halde ortaya çıkarılan bu tek odalı evin (2,45 x 4 m ) duvarları kerpiçten, damı ise sazdan yapılmıştı Erken Geometrik dönemden itibaren (M Ö 875'ler) bu tek odalı evler at nalı biçimli bir avlunun üç bir yanını çevirmekte idiler![]() Eski İzmir'liler kentlerini M Ö 850'lerde kerpiçten yapılmış kalın bir surla korumaya başladılar Bu tarihten itibaren Eski İzmir'in bir kent devlet kimliği kazanmış olduğu söylenebilir Kenti 'Basileus' adı verilen bir beyin idare ettiği olasıdır Göçleri gerçekleştirenler ve kent ileri gelenleri soylu tabakayı oluşturuyordu Kent duvarları içinde yaşayan nüfus olasılıkla bin kişi civarındaydı Geç Geometrik ve Subgeometrik seramikle açıklanan dönemde (M Ö 750-650) ise yarımadanın nüfusu daha kalabalık olup belki de 1500 kişiyi aşıyordu Kent devlete ait halkın büyük bir bölümü civar köylerde yaşıyordu Bu köylerde, bu çağdaki Eski İzmir'in tarlaları, zeytin ağaçları, bağları, çömlekçi ve taşçı işlikleri yer alıyordu Geçimi tarım ve balıkçılıkla sağlanıyordu![]() Kentin en önemli kutsal yapısı Athena Tapınağı idi Bu tapınağın günümüze değin korunan en eski kalıntısı M Ö 725-700 yılları arasına tarihlenmektedir Daha önceki dört dönemde (M Ö 1050- 750), büyük bit olasılıkla yine Tanrıça Athena'ya tapınılıyordu, ancak o tarihlerde kadın tanrıçanın heykeli herhalde küçük bir niş (naiskos) içinde bulunuyordu Bilindiği gibi Homeros'un destanı İlias, Aiol ve İon lehçelerinin karışık olduğu bir dille yazılmıştır Bu nedenle dünya tarihinin bu çok önemli destansı yapıtı büyük olasılıkla bu iki lehçenin konuşulduğu sınır bölgesi olan İzmir'de oluşturulmuştur Nitekim Hellenistik dönem İzmirlileri Homeros için 'Homeraion' adlı bir yapı inşa etmişlerdir![]() Parlak Dönem (M Ö 650-545) İzmir kordonboyundan görünüş ![]() Eski İzmir'in parlak dönemi M Ö 650-545 yılları arasına denk düşer Yaklaşık yüz yıl süren bu süre, bütün İyon uygarlığının en güçlü dönemini oluşturur Bu dönemde Miletos'un liderliğinde Mısır'da, Suriye ve Lübnan'ın Batı kıyılarında, Propontis'te (Marmara Bölgesi), Pontus'ta (Karadeniz) koloniler kurulur ve Doğu Hellen dünyası kıta Yunanistan ile rekabet ederek birçok alanda ve konuda onun yerini almaya başlamıştır Bu dönemde İzmir'in tarımcılıkla yetinmeyip Akdeniz ticaretine de ortak olduğunu görmekteyiz Bu dönem katlarında bulunan Fenike kökenli eserler, Kıbrıs kökenli heykel ve heykelcikler, Ön Asya ya da Akdeniz orijinli fayans figürcükler bu uluslararası ticaretin günümüze kalmış eserleridir![]() Parlak dönemin İzmir'deki önemli belirtilerinden biri M Ö 650'den beri yazının yaygınlaşmaya başlamasıdır Kadın tanrıça Athena'ya sunulan armağanların birçoğunda sunu yazıtları bulunmaktadır Kent halkının sayısı fazla olmasa da bir bölümü okuryazardır Kazılarda ortaya çıkarılan Athena Tapınağı (M Ö 640-580), Doğu Hellen dünyasının en eski mimarlık eseridir En eski ve en güzel sütun başlıkları şu ana kadar İzmir'de bulunmuştur Samos, Milet, Efes, Erythrai ve Phokaia'da çıkarılan sütun başlıkları M Ö 6 Yüzyılın ikinci yarısından (M Ö 575-550) tarihinden önce değildir Helken sanatının en özgün mimarlık öğeleri olan Aiol ve İon türü başlıklar ile İon ve Lesbos biçimi kymationlar (yaprak ya da yumurta şekilli mimarlık süslemesi) doğuşlarını Eski Izmir de gün ışığına çıkan ve büyük ölçüde Anadolu Hitit sanatından esinlenmiş olan bu başlıklara borçludurlarHellen Dünyasının çok odalı ev tipinin en eski örneği Eski İzmir de bulunmuştur Gerçekten M Ö 7 Yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olan iki katlı, beş odalı, ön avlulu çifte megaron, Hellenlerin bugün için bilinen, bir çatı altındaki en eski çok odalı evdir Ondan önceki Yunan evleri yan yana dizilmiş megaronlardan oluşuyordu Eski İzmir'in cadde ve sokakları daha 7 yy'ın ikinci yarısında ızgara planlı idi, caddeler ve sokaklar kuzeyden güneye ve doğudan batıya uzanıyor, evler genellikle güneye bakıyordu ![]() İlerde M Ö 5 yüzyılda Hippodamos tipi adını alacak olan bu kent planı özünde Yakın doğuda çoktan biliniyordu Bayraklı şehir planı bu tür kent dokusunun Batı dünyasındaki en erken örneğidir İon uygarlığının en eski parke döşeli yolu Eski İzmir'de gün ışığına çıkarılmıştır![]() Hellen dünyasının en eski sivil mimarlık eseri Eski İzmir'de 7 Yüzyılın ilk yarısında yapılmış olan güzel taş çeşmedir Bir zamanlar Yamanlar Dağı üzerinde yükselen Tantalos mezarı, tholos biçimli anıtsal mezarların güzel bir temsilcisidir Tantalos tümülüsünün mezar odası adı geçen çeşmenin planında idi ve onun gibi Isopata tipi adını taşıyan yapı türünde idi, yani planı dörtgendi ve üstü bindirme tekniğindeki bir tonozla örtülü bulunuyordu Tantalos mezarı adı ile anılan bu anıtsal eser Eski İzmir'de MÖ 520-580 tarihlerinde yönetimi elinde tutan basileusun ya da tyranın mezarı olmalıdır![]() Eski İzmir'de, çömlekçi işlikleri, arkeoloji literatüründe "Oryantalizan" ya da "Friz Stili" adı ile anılan seramik türünün güzel örneklerini üretiyor, taşçı ustaları mimarlık eserlerinden başka anıtsal boyda heykeller ve heykelcikler yontuyor ve bütün bu sanat yaratılarının bir bölümü dış pazarlara sürülüyordu ![]() Bilindiği gibi M Ö 6 Yüzyılın ilk yarısında o zamanki antik dünyanın kültür merkezi Batı Anadolu idi Özellikle Milet'de tarihte ilk defa batıl inançlardan ve her çeşit din etkisinden kurtulmuş, özgür düşünceye dayalı bilimsel araştırmalar başlamıştı Doğu dünyasının zengin bilgi ve deneyim hazinelerinden yararlanarak ve özellikle özgür düşünce yöntemiyle Thales, Anaksimenes ve Anaksimandros gibi doğa filozofları' bugünkü Batı uygarlığının temellerini atmışlardı Thales dünyada ilk defa bir doğa olayını, M Ö 28 Mayıs 585 tarihinde olagelen güneş tutulmasını oluşundan önce hesaplamıştır Böylece kültür ve bilim alanında tarihin başlangıcından beri 2500 yıl boyunca Mezopotamya ve Mısır'ın elinde olan önderlik, Batı Anadolu'ya geçmiştir Batı Anadolu bu önderliğini İranlıların Anadolu'yu işgal ettikleri 545 yılına değin korumuştur Ancak İran işgali ile filozoflar, bilim adamları ve sanatçılar Atina'ya göç edince kültür ve ilim alanındaki önderlik Atina'ya geçmiştir![]() Milet, Efes, Samos gibi İzmir de 6 Yüzyılın başlarında büyük olasılıkla düşünce ve bilim alanında önde gelen kentlerden biriydi Ancak Eski İzmir M Ö 640-545 tarihlerinde döneminin en ileri kültür merkezlerinden biri olduğu halde daha sonraları önemini yitirdiği için, çalışmalarda eskisi hızını kaybetmişti Eski İzmir'in edebiyat, şiir, tarih, felsefe ve bilim konularında ne düzeyde olduğu hakkında yeterli bilgi mevcut değildir Mimarlık konusunda ise önemli bir merkezdi![]() Herodotos, Eski İzmir'i Lidya kralı Alyattes'in aldığından bahseder Kazılarda da bu olay M Ö 500 sıralarına tarihlenir Kent ve Athena tapınağı tahrip olsa da İzmirliler M Ö 590 yıllarında tapınağı tekrar inşa ederler![]() Daha sonra Persler tarafından 6 Yüzyılın ortalarında ele geçirilen kent Bu olayla birlikte parlak devrini tamamlamıştır Bu tarihten sonra Athena tapınağına hediye edilmiş hiçbir armağan bulunamaması da bu tahribatın önemli göstergelerinden birisidir![]() Gerileme Dönemi (M Ö 500-300) İzmir Konak meydanı, saat kulesinden bir görünüş ![]() Athena Tapınağı M Ö 545 tarihlerinde terkedilmişse de yerleşim sürmüş, ancak bundan sonra 200 yıl kadar bir süre eski İzmir önemini ve işlevini yitirmiştir![]() M Ö 5 yüzyıl boyunca küçük ancak zengin bir yerleşmenin yer aldığı Bayraklı Höyüğü M Ö 5 yüzyılın sonunda ve özellikle 4 yüzyıl süresince yoğun bir iskana sahne olmuştur Bu dönemde, ortalarında büyük avlular olan biri 5, biri 8 ve diğeri 15 odalı olmak üzere üç ev gün ışığına çıkarılmıştır Bunların, kenti idare eden ve muhtemelen dönemlerindeki Pers etkisine uyarak yakın civardaki Larissa'da olduğu gibi, birer tyran olan beylere ait olmaları akla yakın gelmektedir Nitekim Yamanlar Dağı'nda hala kısmen korunmuş olan ve önemli kişilerin mezarları olması gereken düzgün krepisli birkaç 4 yüzyıl tümülüsü bu düşünceyi desteklemektedir![]() Söz konusu merkezi avlulu büyük üç evden başka birçoğu megarondan bozma dörtgen planlı küçük evler bulunmuştur Bayraklı höyüğünün bütün üst düzeyinin 4 yy boyunca evlerle kaplı olduğu söylenebilir Öyle anlaşılıyor ki Anadolu'daki Pers işgali 4 yüzyılda gücünü yitirmiş ve İyon kentlerinin büyümesine neden olmuştur Meydana gelen nüfus patlaması ile yüz dönümlük Bayraklı Höyüğü, İzmirlilere küçük gelmeye başladığından, M Ö 300 tarihlerinde Kadifekale (Pagos) eteklerinde yeni İzmir kenti kurulmuştur![]() Hellenistik Dönem'de ve Roma İmparatorluğu yönetiminde İzmir (M Ö 333-M S 395) Büyük İskender'in İssos'ta (İskenderun) Pers Kralı Darius'u yenmesinden (M Ö 333) ve arkasından bütün doğuyu ele geçirmesinden sonra Hellen dünyası büyük bir refah çağına erişti Kentler nüfus patlamalarına sahne oldu Hellenistik Dönem'de İskenderiye, Rodos, Bergama ve Efes kentlerinden her biri 100 binin üstündeki bir nüfusa eriştiler Küçük bir tepeciğin üzerinde kurulmuş olan eski İzmir kentinin duvarlarının içinde yalnız birkaç bin kişi yaşayabiliyordu Bu nedenle en geç M Ö 300 sıralarında Kadifekale'nin eteklerinde, yeni ve büyük bir kent kuruldu![]() Tarihçi Strabon, Smyrna'nın kendi zamanında yani M Ö 1 yüzyıla geçiş sırasında en güzel İyon kenti olduğunu belirtmektedir O dönemde kentin küçük bir bölümü Kadifekale'nin Pagos'un üzerindeydi Büyük bölüm ise düz arazi üzerinde bulunan liman çevresine toplanmıştı Ana tanrıçanın tapınağı ile gymnasion da bu hat üzerinde yer alıyordu Caddeler düzdü ve tamamı büyük taşlarla düzgün bir biçimde kaplanmıştı Aristeides, kentin doğu-batı yönünde uzanan iki ana yolunun (Kutsal yal ve Altın yol) bulunduğunu ve bu yollarla kentin , denizden gelen esinti ile serinlediğini anlatmaktadır Strabon İzmir'de Homereion olarak adlandırılan bir stoanın varlığından söz eder (belki de bir perystil ev) Bu evin içinde Homeros'un bir heykeli bulunuyordu![]() Roma Çağı'nda İzmir'de inşa edilen yapılar arasında, Kadifekale'nin (Pagos) kuzeybatı eteğindeki antik tiyatro ve batıdaki stadyumun her ikisinden de pek az iz kalmıştır Diğer taraftan Smyrna Agorası oldukça iyi korunmuş olup, bugün kısaca Agora olarak bilinmektedir Agoranın ölçüsü 120x80 metre uzunluğunda geniş bir avlusu vardı Doğusunda ve batısında birer stoası vardı Her iki yapı 1 7,5 m olup ikişer katlıydı Ayrıca 28 m uzunlukta bir bazilika da mevcuttu M Ö 1 Yüzyılda Romalıların egemenliğine giren İzmir ikinci kez altın dönemini yaşamaya başlar![]() İncil'de sözü edilen "Yedi Kilise"den bir tanesinin bulunduğu Smyrna Hıristiyanlığın gelişmesinde önemli bir rol oynar İzmir'in ilk başpiskoposu olan Aziz Polikarp havari ve İncil yazarı St John'un ilk müridlerinden biridir Yaklaşık M S 70 yılında Anadolu'da doğmuş, inancından ötürü 23 Şubat 155 tarihinde, İzmir akropolü üzerinde bulunan stadyumda Romalılar tarafından yakılarak ölüme mahkum edilmiştir M S 395Bizans İmparatorluğu olarak tanınacak Doğu Roma İmparatorluğu'nun bir parçası olur yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, İzmir, sonradan Bizans İmparatorluğu yönetiminde İzmir; Araplar, Selçuklular, Cenevizliler, Aydınoğulları, Haçlılar, Moğollar Bizans İmparatorluğu döneminde Araplar, Selçuklular, Haçlılar ve Cenevizliler kenti ele geçirmek için birbirleriyle savaşırlar Kenti ilk önce Araplar 672 yılında denizden zaptedip İstanbul'a yaptıkları akınlarda bir üs olarak kullanırlar Türkler İzmir'i ilk kez 11 yüzyıl sonlarında Sulçuklu akıncılarından ve zamanla ilk büyük Türk denizcisi olacak Çaka Bey'in komutasında ele geçirirler İzmir'den hareketle Ege Adaları ve Çanakkale Boğazı'na düzenlediği akınlarla Bizanslılara korku salan Çaka Bey'in ölümünden sonra Cenevizliler kenti geri alırlar ve 1320'de Aydınoğlu Umur Bey'in fethine kadar kontrollerinde tutarlar 1344Aydınoğulları Beyliği yukarı kentte (Kadifekale) hakimiyet kurar Gavur İzmir deyimi o dönemden kalmadır ve Cenevizlilerin elinde kalan aşağı kenti tanımlamak için kullanılmıştır 14 yüzyıl ortalarında St Peter kalesi ve aşağı kent bu kez Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilir Bu arada Osmanlı DevletiAydınoğulları üzerinde, ve dolayısıyla da İzmir üzerinde hakimiyet kurmuştur Ankara Savaşı'nı kazanarak Osmanlı Devleti'ni mağlup etmiş olan Timur'un 1403'de bizzat komuta ettiği Moğol ordusu kenti istila edip, St Peter Kalesini yerle bir eder Bu fetih Timur'un Hristiyan güçlere karşı yapmış olduğu tek savaş olması nedeniyle ayrıca önemlidir Osmanlı Devleti'nin toparlanmasından sonra 1422 yılında II Murat kenti zapteder ve İzmir bundan sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası olur yılında Cenevizliler kıyıdaki St Peter kalesini tekrar ele geçirirler Cenevizliler aşağı kenti kontrollerinde tutarken Osmanlı İmparatorluğu yönetiminde İzmir; Doğu Akdeniz'in ticaret kavşağı Osmanlı idaresinin ilk yüzyıllarında ikinci derece bir sancak olan İzmir'in İlk Osmanlı yöneticisi Karasubaşı Hasan Ağa'dır İzmir 1605-1606 yıllarında Celali İsyanları kapsamında Arap Sait ve Kalenderoğlukapitülasyonlardan sonra giderek İmparatorluğun en önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelir ayaklanmalarına sahne olmuştur Ancak kent, Osmanlı İmparatorluğunun 1620 yılında yabancılara tanıdığı 1619'da Fransız, 1620'de İngiliz konsoloslukları açılır Bu arada şehrin nüfus yapısı da değişmeye başlar 16 yüzyıl kaynakları İzmir'de 19 cami, 18 havra ve sadece 1 Rum Ortodoks kilisesi bulunduğunu, kentin 9 mahallesinden sadece birinde Hristiyanların yaşadığını belirtmektedir Dolayısıyla, o dönemde şehir merkezinde Müslüman-Türkler çoğunlukta, önemli ve köklü bir Musevi cemaati mevcut (Sabetay Sevi 17 yüzyılda İzmir Musevi cemaatinin içinden çıkmıştır) ve Hrıstiyan Rumlar azınlıkta olmalıdır Evliya Çelebi de, 1672'de İzmir'i ziyaretinde, nüfus yapısındaki değişimin ilk gözlemlerini kaydeder ve Punta (Alsancak) mahallesinde giderek artan sayıda yerli gayrimüslimlerin, Levantenlerin ve Batılı tüccarların yoğunlaştığını yazar İzmir'de 1676'da yaklaşık 30 bin kişinin öldüğü bir veba salgını, 1742'de şehrin yarısının yandığı büyük bir yangın olur Osmanlılarca İzmir'e paşa düzeyinde yapılan ilk atama, 1707'de yabancı tüccarlarca düzenlenen Buca ayaklanması ndan sonra 1716'da tayin edilen Köprülü Abdullah Paşa'dır 18 yüzyıl ve 19 yüzyıl larda kent Fransız, İngiliz, Hollandalı ve İtalyan tüccarların gözdesidir Bu gelişmeye paralel olarak, eyalet merkezi (Aydın eyaleti) önce 1841'de geçici olarak, sonra da 1850'de temelli İzmir'e aktarılmıştır Aynı yıl Sultan Abdülmecit, 1863'de de Sultan Abdülaziz İzmir'i ziyarete gelmişler, 1871'de kurulan belediyenin ilk başkanı da Yenişehirlizade Ahmet Efendi olmuştur Çokuluslu bir ticaret şehri haline gelen ve servet birikimi yaratarak metropolleşen İzmir civarında aşayişi korumak herzaman zorlu bir uğraş olmuştur Bu bağlamda, bölgenin ünlü Rum eşkiyalarından Katırcı Yani 1853'de Buca'da yakalanabilmiş, başta Çakırcalı Mehmet Efe olmak üzere, efeler ve eşkiyalar İzmir'e özel ilgi göstermişler, çoğu kez resmi görevlilerden, yerli, levanten ve yabancı tacirlerden ve azınlıklardan oluşan çetrefil bir ilişkiler ağı içinde rol oynamışlardır![]() İzmir I Dünya Savaşından sonra 15 Mayıs 1919'da Yunan ordusu tarafından işgal edilir Bu işgal 9 Eylül1922 tarihinde sona erer Ancak, İzmir 13 Eylül 1922 sabahı tarihinin belki de en büyük felaketlerinden birini yaşamaktan kurtulamaz Basmane semtinde başlayan yangın 2 600 000 metrekarelik bir alanda 20 000'den fazla ev ve işyerini tahrip eder Bu yangın ne yazık ki kentin geleneksel alanının dörtte üçünü tahrip etmiştir Fakat yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte İzmir zümrütü anka kuşu gibi kendi külleri içinden yeniden doğmuştur Yangın alanında bugün İzmir Enternasyonal Fuarı bulunmaktadır Ulaşım İzmir Metrosu, Bölge durağı Kent içi toplu ulaşım Büyükşehir Belediyesi’nin yetki ve sorumluluğundadır Toplu ulaşım hizmetlerinin hat ve güzergahları ile birbirini tamamlaması için otobüs-vapur-metroda ulaşım hizmet bütünlüğü sağlanmıştır Tüm toplu taşıma araçlarında bilet yerine geçen Kentkart adlı elektronik bir kart İzmir ulaşımının bütünlüğünü sağladığı gibi ulaşımı hızlandırmaktadır![]()
Ulaşım hizmetleri 291 hatta, hattın uzunluğuna göre besleme (B), kısa (1), orta (2), uzun (3) ve ilçe belediyeler (5) olarak kademelendirilmiştir Örneğin, gideceğiniz yöne 1 ve 3 numaralı otobüsler geçiyorsa, 1 kademeli olanı seçerek ulaşım için daha az ücret ödemiş olursunuz![]()
6 kilometrelik hattında Hatay/ Üçyol, Konak, Çankaya, Basmane, Hilal, Stadyum, Halkapınar, Sanayi, Bölge ve Bornova olmak üzere toplam 10 istasyon bulunmaktadır![]() Sefer sıklığı: 06-24 saatleri arasında hizmet veren metronun ortalama 10 dakika olan sefer aralığı, yoğun saatlerde "5 dakikada bir"e inmektedir Metro ile en uzun hat olan Üçyol’dan Bornova’ya 17 dakikada ulaşılmaktadır![]() Metro aktarma istasyonları: Bornova/Halkapınar, Hatay/Üçyol aktarma istasyonlarında otobüs ; Konak İstasyonunda ise hem otobüs hem de vapur bağlantısı vardır ![]()
Karşıyaka ve Bostanlı ile Konak arasındaki sefer aralığı 20 dakikaya indirilmiş ve iskeleler yeniden düzenlenmiştir Bostanlı, Karşıyaka, Bayraklı, Alsancak, Pasaport, Konak, Göztepe ve Üçkuyular olmak üzere 8 iskeleden sefer yapılmaktadır![]() Araba vapuru seferleri: Üçkuyular ve Bostanlı iskeleleri arasında sürekli sefer yapan araba vapurları ile şehir içi trafiğine girmeden 25 dakikada ulaşım sağlanmaktadır Bostanlı’dan ilk sefer, hafta içi ve Cumartesi günleri 07:20’de, Pazar günü 10 00’da; son sefer ise her gün 22 40’dadır Üçkuyular’dan hafta içi ve Cumartesi 7 20’de, Pazar günleri 10:00’da başlayan seferler 23 20’ye kadar sürmektedir Üçkuyular ve Bostanlı iskelelerindeki aktarma istasyonlarına otobüslerle kolaylıkla ulaşılmaktadır![]()
Buna göre; Otobüsler Konak’ta Belediye önünden, vapur iskelesi tarafından hareket eder; 63 Konak-Bornova( Konak, Montrö, Alsancak , Zafer Payzan, Manavkuyu)104 Konak-Buca ( Varyant, Eşrefpaşa, Menderes Cad , Heykel, Buba Üçkuyular)152 Konak- Gaziemir (Üçyol, Karabağlar, Sosyal Konutlar )180 Konak-Balçova (Varyant, İnönü Cad , F Altay)542 Karşıyaka - Çiğli (Kahveler Durağı, Anadolu Cad ,Girne Bulvarı, Karşıyaka,Altınyol, Talatpaşa, Konak) Bu otobüsler ilk servislerine Karşıyaka ve Çiğli’den karşılıklı olarak 00:55’te başlarlar ve 1 saat ara ile 05 55’e kadar devam eder Vapurlar ise gece son seferlerini, Konak’tan 01 00, Alsancak’tan 01 15, Karşıyaka’dan 00 30’da hareket ederek yapmaktadırlar Üniversiteler
Fuar Bu alt başlığın ana maddesi: İzmir Enternasyonal Fuarı İzmir Enternasyonal Fuarı (İzmir Fuarı veya, özellikle İzmir içinde, kısaca Fuar da denilir) her yılın Eylül ayında İzmir'in kurtuluş günü olan 9 Eylül'ü içine alacak 10 günlük bir zaman dilimi içinde düzenlenen Türkiye'nin en köklü, en tanınmış ve en kapsamlı fuarıdır 2006 yılında 75 İzmir Enternasyonal Fuarı 1 Eylül - 10 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir İzmir Kültürpark'ta (bu park alanı da bazen kısaca Fuar olarak adlandırılır) düzenlenir Ancak İzmir Enternasyonal Fuarı (İEF), esasında, örneğin 2005 yılı için İzmir Kültürpark alanında düzenlenmiş olan ve çoğu zaten uluslararası nitelikli 37 fuardan sadece bir tanesidir İzmir'de spor
Spor tesisleri
Spor kulüpleri
İzmir Büyükşehir Belediyesi eğlence ve dinlenme tesisleri
![]()
30 ile 12 30 saatleri arasında kahvaltı hizmeti verilmektedir![]()
![]()
İtfaiye Restoran - Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müze
__________________
¤µ¢kµr$µzlar¤ |
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Kardeş Kentler [değiştir]
İzmir Metropol ilçeleri: Balçova | Bornova | Buca | Çiğli | Gaziemir | Güzelbahçe | Karşıyaka | Konak | Narlıdere Diğer ilçeler: Aliağa | Bayındır | Bergama | Beydağ | Çeşme | Dikili | Foça | Karaburun | Kemalpaşa | Kınık | Kiraz | Menderes | Menemen | Ödemiş | Seferihisar | Selçuk | Tire | Torbalı | Urla kaynak :wikipedia
__________________
¤µ¢kµr$µzlar¤ Konu dortluk tarafından (30-09-06 Saat 22:31 ) de değiştirilmiştir. |
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
İzmir bir cennet ya az gelmedık
Askerde bile acemılıgı Narlıderede yaptım super olmus teşekkürler
|
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
güzel izmirim beniiimm beee kordonumuz yeter bee ![]()
__________________
||| σηℓу gσ∂ ¢αη נυ∂gє мє
![]() !!!! ||| |
|
|
|
|
|
|
#6 |
![]() ![]() :::İLÇELERİMİZ :::![]() ![]() ![]() ![]() Aliağa ![]() Aliağa, İzmir’in kuzeyinde yer alır İl merkezine uzaklığı 53 km’dir Kuzeyinde Bergama; doğusunda Manisa; batısında Ege Denizi; güneyinde Menemen ile çevrelenir Daha önce Menemen’e bağlı bir bucak merkezi iken, 1982’de ilçe olmuştur Yüzölçümü 393 km2’dir Helvacı ve Yenişakran olmak üzere 2 beldesi ve 19 köyü bulunmaktadır İlçede 35 İlköğretim Okulu, 6 Orta Öğretim Kurumu bulunmakta; 11 553 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 619 öğretmen görev yapmaktadır Sağlık hizmeti, 1 Hastane, 4 Sağlık ocağı, 7 Sağlık Evi, 1 Ana Çocuk Sağlığı Merkezi tarafından verilmektedir 1970’li yıllara kadar tarıma dayalı bir ekonomik yapıya sahip olan Aliağa’da, günümüzde 40’a yakın büyük sanayi kuruluşu bulunmaktadır Nemrut Körfezi’nde yer alan ve Körfezin adı ile anılan Nemrut Limanı hızla gelişmiş, limanda elleçlenen yük miktarı 20 Milyon tona ulaşmıştır Yapımı devam eden organize sanayi bölgesinin tamamlanması ve Aliağa – Menderes demiryolu hattının hizmete açılmasıyla, Aliağa’nın sanayi kenti kimliğinin daha da gelişeceği öngörülebilir Yunt Dağları’ndan doğan Güzelhisar Çayı, ilçe sınırları içerisinde akar ve Güzelhisar Barajı’nın suyunu sağlar İlçede bulunan Kuş Cenneti; flamingo, leylek, erguvani balıkçıl, yeşilbaş, angıt, su çulluğu, Akdeniz martısı, yalı çapkını gibi kuşları barındırmaktadır KYME: Aliağa ilçe sınırları içersinde kalan Kyme antik kenti İzmir-Çanakkale karayolunun 55 km sinden ayrılan bir yolla (2 km) ulaşılır Kyme kentinin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmekle birlikte eldeki buluntular ve tarihi kaynaklar, kentin yaklaşık MÖ 1046 yıllarında kurulduğunu gösterir Şair Esiado'nun eserlerinden, Lymeliler'in denizcilikle uğraştıkları anlışılmaktadır Limanından dolayı arkalik çağlardan beri önemini koruyan Kyme aynı zamanda tarihte ilk para bastıran şehirlerden biridir Bu madeni sikkelerin dış yuvarlağı içine yerleştirilen karede at başı figürü bulunur Ele geçen arkalojik kalıntılar ve tarih kaynakları sayesinde Kyme kentinin Roma İmparatorluğ'nun özeliklle ilk dönemlerinde önemini koruduğu anlaşılmaktadır MYRINA: Aliağa'nın kuzeyinde, Pythikos, ( Güzelhisar Çayı ) ağzında, Çandarlı Körfezi'nin son koyunda iki tepe üzerine kurulmuş bir kenttir Strabon "Coğrafya" adlı kitabında kentin, Myrina adlı bir Amazon tarafından kurulduğunu söyler Burada yapılan kazılarda ele geçen sikkelerde de Amazon Protresi vardır İki Nekropolis'ten oluşan Myrina antik kenti, Aliağa da "Arka Plaj" denilen yerden kolayca görülmektedir Bu Nekropolisin küçüğü 113m büyüklüğü ise 129m yüksekliğindedir Tarihçi Heredot, Eolya'nın en eski kentlerini sayarken Myrina'yı da anar İ Ö V yüzyılda "Delos Deniz Birliği" 'ne katılmış olduğuna göre güçlü bir deniz donanmasına sahip olduğu anlaşılmaktdır İ Ö IV yüzyıl başlarında kent Eretrai ( Çeşme yakınlarında 12 İon kentlerinden biri ) Tirani Gongylos'un ölümünden sonra oğlu II Gonglos kentin yönetimine geçmiştir Bergama Kralllığının hakimeyeti kentin Romalılar tarafından ele geçirilmesine kadar sürdü Romalılar zamanında kent "Asia Eyaleti"'ne katılmıştır GRYNEİNON ( ÇIFITKALE ) Aliağa-Yenişakran yolu üzerinde, Çanakkale Körfezi kıyısında, Yenişakran-Temaşalık (Çıfıtkale) denilen yerde kurulmu bir ören yeridir Yenişakrana 1 km kala denize uzanmış dil üzerindedir Burada hiç araştırma yapılmadığı için bilgimiz çok sınırlıdır Halbuki,Gryneion, Eolya'nın 12 kentinden biridir Yerinde yapılan araştırmalardan görülen kalıntılardan zamanında önemli bir liman kenti olduğunu göstermektedir Ünlü tarihçi Heredot Aeolya kentlerini sayarken Grynea diye yazmaktadır Ünlü Apollon tapınakların bulunduğu yerdir İ Ö 334 yılında İskenderin Komutan Permenio tarafından yakılıp, yakılmıştır Gryneion denize yakın bir iskan olduğundan, kalıntıların araştırılması kolay olmuştur Görülen kalıntılar üzerine yapılan değerlendirmelerde limanı koruduğu tahmin edilen iki uzun dalga kıran ve küçük bir kuleye ait olduğu sanılan blok taşlar ortaya çıkarılmıştır Ayrıca, burada toplanan seramik parçalarında değişik uygarlıkların izleri görülmektedir![]() Balçova ![]() Balçova, Anakent sınırları içerisinde yer alır Doğusunda Konak, batısında ve güneyinde Narlıdere, kuzeyinde ise İzmir körfezi ile çevrilidir Yüzölçümü, 29 km2’dir İlçede, 7 İlköğretim okulu, 3 orta öğretim kurumu bulunmakta; 8236 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 406 öğretmen görev yapmaktadır 9 Eylül Üniversitesi’ne bağlı Tıp Fakültesi ve Güzel Sanatlar Fakültesi ile İzmir Ekonomi Üniversitesi Balçova’dadır İlçede, 1 üniversite hastanesi, 1 dispanser, 4 sağlık ocağı, 1 AÇS/AP merkezi, 1 verem savaş dispanseri bulunmaktadır Balçova, (Agememnon) Kaplıcaları, sağlık turizmi açısından önemli bir merkezdir Termal su kaynaklarının yakınına kurulan otel ve tedavi birimleri, özellikle İskandinav ülkelerine yönelik termal turizmin doğuşunu beraberinde getirmiştir İzmir İl Özel İdaresi tarafından kurulan Balçova Termal Tesisleri, ülkemizin turizm işletme belgeli termal tesislerinin başında gelir BALÇOVA KAPLICALARI İzmir’in kent merkezine 8 Km uzaklıkta, şehrin kalabalığından ve trafik gürültüsünden uzak Balçova Kaplıcaları ya da tarihteki adıyla Agememnon Kaplıcaları, geçmişten günümüze şifalı sularıyla bir tedavi merkezi niteliği taşımaktadır Burası antik dönemden kalma bir kaplıcadır Adını Myken Kralı Agamemnon’dan almıştır Kaplıcalarda Balçova Termal Tesisleri günübirlik ya da konaklamalı olarak yerli ve yabancı turistlere hizmet vermektedir Balçova Termal Tesisleri ve buradaki Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi; niteliği ve kapasitesi açısından uluslar arası standartları sağlayan Türkiye’nin en büyükTermal Otel ve Tedavi Merkezi’dir Balçova Termal Tedavi, Teşhis Merkezi bünyesindeki Fizik Tedavi Merkezi, romatizmal, ortopedik, nörolojik hastalıklara yönelik bilimsel olarak çalışan bir Tedavi Rehabilitasyon ve Kaplıca Merkezidir Son beş yılda, 5000’e yakın İskandinav hastanın tedavisi başarılı biçimde Merkez’de gerçekleştirilmiştir Doğal güzellikler açısından zengin olan ilçede; İnciraltı, Teleferik gibi rekreasyon alanlarını, ormanlar, çiçek seraları ve termal sular tamamlamaktadır Yeşil dokusunun bozulmamış olması, Balçova’yı seçkin bir yerleşim alanı olarak çekici kılmaktadır Zengin bir jeotermal potansiyele sahip olan Balçova’da, İl Özel İdaresi tarafından gerçekleştirilen bölge ısıtma sistemi kapsamında, 6 000 civarında konut jeotermal enerjiden yararlanmaktadır İlçe, son yıllarda, hipermarketlerin yoğunlaştığı, canlı bir ticaret merkezi niteliği kazanmıştır Bayındır Bayındır, İzmir’in güneydoğusunda Küçükmenderes Havzası’nda yer alır İl merkezine uzaklığı 80 km’dir Kuzeyinde Kemalpaşa; doğusunda Ödemiş; batısında Torbalı; güneyinde Tire ile çevrelenir İlçenin yüzölçümü 588 km2’dir Canlı, Çırpı ve Zeytinova olmak üzere 3 beldesi ve 38 köyü bulunmaktadır İlçede 53 İlköğretim Okulu, 5 Orta Öğretim Kurumu bulunmakta; 5755 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 335 öğretmen görev yapmaktadır Sağlık hizmeti, 4 Sağlık ocağı, 5 Sağlık Evi tarafından verilmektedir İlçe ekonomisi tarıma dayalıdır Başlıca tarım ürünleri zeytin, pamuk, karpuz, sebze ve meyvelerdir Son yıllarda çiçekçilik sektörü hızla gelişmektedir Bayındır doğal, tarihi ve kültürel açıdan oldukça zengindir Osmanlı ve Selçuklular zamanında eğitim ve kültür merkezi olarak kullanılan tarihi yapılar mevcuttur Bunların en önemlileri Hacı Sinan Camii ve Külliyesi, Telcioğlu Camii, Recep Hanı, Eskici Dede Türbesi ile Bayındır Ilıcaları’dır Bergama ![]() Bergama, İzmir’in kuzeyinde, Bakırçay Havzasında yer alır Doğuda Kınık, batıda Dikili, güneyde Aliağa, kuzeyde ise Balıkesir ve Manisa illeri ile çevrilidir İl merkezine uzaklığı 107 km’dir İlçenin yüzölçümü 1 688 km2’dir Ayazkent, Göçbeyli, Bölcek, Zeytindağ ve Yenikent olmak üzere 5 beldesi ve 114 köyü bulunmaktadır Bergama’da; 134 İlköğretim Okulu, 15 Orta Öğretim Kurumu bulunmakta; 17366 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 959 öğretmen görev yapmaktadır Sağlık hizmeti, 1 Devlet Hastanesi, 12 Sağlık Ocağı, 1 Verem Savaş Dispanseri, 1 SSK dispanseri tarafından verilmektedir Bergama ekonomisi ağırlıklı olarak tarıma dayalıdır Verimli Bakırçay Ovası’nda tütün, pamuk, zeytin ve üzüm yetiştirilmektedir Kozak yaylasında çam fıstığı önemli bir gelir kaynağıdır Günümüzde özellikle dağ köylerinde arıcılık giderek gelişmekte ve önemli bir geçim kaynağı haline gelmektedir Tarıma dayalı sanayi de son yıllarda gelişme göstermektedir İlçede halıcılık ve kilim dokumacılığı gelişmiştir Bergama, Antik çağın en önemli yerleşim birimlerinden biri olmuştur Türkiye’nin ilk arkeoloji müzesi olan Bergama Müzesi, günümüzde en çok bilinen ve ziyaret edilen müzeler arasındadır Bergama denildiği zaman, öncelikle Akropolis, Asklepion, Kızıl Avlu, Kleopatra Güzellik Ilıcası ve Kozak Yaylası akla gelir İlçe merkezinde Arap Camii, Müftü Camii, Ulu Camii, Kurşunlu Camii, Laleli Camii, Kulaksız Camii, Yeni Camii, Küplü Hamam, Tabaklar Hamamı, Koca Sinan Mescidi, İncirli Mescit ve Karaosman Sebili Türk-İslam eserleridir Bergama Antik Kenti Yapılan kazılarda ele geçen seramik parçalarından burada Arkaik dönemde bir yerleşim olduğu anlaşılmaktadır Bergama kelime olarak "sarp kayalık" anlamına gelmektedir Bergama, eski dünyanın başta gelen kültür merkezleri arasında yer almıştır Kentin zengin kütüphanesi çok ünlüdür Akropoldeki en önemli ve en güzel yapılar II Eumenes tarafından inşa ettirilmiştir Bu dönemde Bergama mimarlık ve heykeltıraşlık konusunda çok ileri gitmiştir III Attalos ölümünden önce bir vasiyet ile Bergama Krallığını Roma İmparatorluğuna bağışlamıştır Bergama Roma Çağı'nda da önemli bir merkez, Hıristiyanlık döneminde bir piskoposluk merkezi olmuştur İncil'de sözü edilen yedi kiliseden biri burada bulunuyordu Bizans Çağı'nda kent yeni bir surla çevrilmiş ve bu surların yapılmasında Helenistik ve Roma kalıntılarındaki taş bloklar, heykeller ve kabartmalar kullanılmıştır M S 716'da bir süre Araplar tarafından işgal edilen kent 1330 yılında Türklerin eline geçmiştir Serapis Tapınağı: Hadrianus (M S 117-138) zamanında yapılmıştır Kırmızı tuğlalarla inşa edilmesinden dolayı Kızıl Avlu olarak adlandırılmıştır Mısır Tanrısı Serapis'e adanmış olan bir tapınaktır Akropolis : Yukarı kent anlamına gelen akropoliste üç ayrı yerleşme görülür Akropolün en yüksek ve korunaklı yerinde kral sarayları, tapınaklar ve su sarnıçları bulunmakta olup burada kral ailesi, kentin ileri gelenleri, aydınları, din adamları ve komutanları oturmaktaydı Orta kentte ise tapınaklar, gymnasiumlar, temenoslar bulunmaktaydı Aşağı kent ise halkın pazar alışverişi yaptığı bir yerleşme yeri idi Heroon : Yüceltilmiş Kahramanlar anısına yapılan özel yapıdır Athena Tapınağı or düzeninde bir yapı olup Bergama'nın en eski tapınağıdır Kral Sarayları : Helenistik Çağ Bergama krallarının oturdukları saraylar ve bunlara bağlı yapılardır Bergama Kütüphanesi : II Eumenes zamanında yapılmıştır İçinde 200 000 cilt kitap bulunan Bergama Kütüphanesi, Antik Çağın İskenderiye Kütüphanesinden sonra ikinci büyük kütüphanesidir Bu kitaplığı, Markus Antonius, Kleopatra'ya düğün armağanı olarak vermiştir Parşömen Kağıdı : Bergama'nın en önemli buluşlarından biri de Pergamon Kağıdı anlamına gelen "Perg*****i karte" parşömendir Agora : Akropolün güney ucunda, Zeus Sunağının hemen altında Bergama'nın yukarı Agorası bulunmaktaydı Arsenal : M Ö 3 ve 2 yüzyıllarda, Bergama Akropolünün en dışındaki alanda kuzey güney doğrultusunda uzanan beş cephanelik kurulmuştur Burada bulunan ve bugün aşağı agorada korunan 13 farklı çapta 900 gülle, mancınık biçiminde sapanlarla atılırdı Trajan Tapınağı :Bir teras üzerinde yükselmekte olan Trajan Tapınağı Hadrian tarafından, selefi Trajan için yaptırmıştır Tiyatro: 10 000 kişilik tiyatro, II Eumenes döneminde yapılmıştır Tiyatro terasına, güneyde yer alan üç kemerli kapıdan girilir Antik çağın en dik tiyatrolarından biridir Sahne kısmı Helenistik dönemde ahşaptı ve yalnız oyun günleri kuruluyor, sonra yeniden kaldırılıyordu Zeus Sunağı : Sunak M Ö 180-160 yılları arasında Galatlara karşı zafer kazandırdığı için Zeus adına yapılmıştır Akropoliste yer alan bu yapı II Eumenes tarafından inşa edilmişti Dionysos Tapınağı : İon düzeninde yapılmış tapınaktır M Ö 244'de yapılmıştır Caracalla döneminde (M S 211-217) büyük ölçüde mermer olarak yenilenmiştir Daha sonra burada Caracalla'ya "Yeni Dionysos" olarak tapınılmıştır Asklepion : Yapılan kazılarda da kutsal yerin M Ö 4 yüzyıldan beri var olduğu ve Helenistik Dönemde geliştiği saptanmıştır Askepios Sağlık ve hekimlik tanrısıdır Asklepios'un yeri anlamına gelen Asklepion'a 820 m uzunluğunda sütunlu bir yol ile ulaşılıyordu Asklepion üç tarafı stoalarla ve doğu yanı çeşitli yapılarla çevrili 110x130 m ölçüsünde açık bir alandır Asklepion'da yıkanmaya ve içmeye ilişkin üç havuz ya da çeşme bulunmaktadır Girişte solda bulunan yapı Asklepios Tapınağıdır Üç tarafı galerilerle çevrili Asklepios alanın ortasında kutsal kaynak yanından tedavi binasına doğru tonozlu ve 80 m uzunluğunda bir geçit bulunur Bu geçitten tıbbi tedaviler için ayrılmış daire şeklindeki yapıya geçilirdi Geçitte su sesi ve telkinlerden faydalanarak hastaların iyileşmesi sağlanırdı Tedavi binası iki katlı olup alt kat çok iyi korunmuştur Ana yapı silindir şeklinde olup iç kısmının çapı 26 5 metredir Bu yuvarlak yapının çevresini 6 büyük apsis çevirmektedir Galen : MS 129-199 yılları arasında yaşayan Bergamalı hekimdir Allianoi : Paşa Ilıcası olarak anılan merkezde Asklepios'a adanmış yeni bir Asklepion ortaya çıkartılmıştır Allianoi, büyük olasılıkla M Ö 2 yüzyılda kurulmuş, ancak M S 2 yüzyılda Hadrian Dönemi'nde büyük bir bayındırlık hareketi yaşamış ve hidroterapinin uygulandığı büyük bir kült merkezi görünümü kazanmıştır Kleopatra Güzellik Ilıcası Bergama'ya 4 km uzaklıkta kubbeli ve iki mermer havuzlu tarihi önemi olan bir şifalı su kaynağıdır 'Eskülap' banyoları adı ile yüzyıllarca ününü sürdüren ılıcanın sularında aşk iksiri olduğu söylenmektedir Bergama Arkeoloji Müzesi Bergama Arkeoloji Müzesi, ilk olarak 1924 yılında Bergama Akropolü'nde, müze deposu olarak kurulmuş, 1936 yılında yeni binasında ziyarete açılmıştır Müze, bir iç avlunun etrafını çeviren iki sundurmadan ve iki salondan ibarettir Müzede Erken Tunç Döneminden Bizans Dönemine kadar değişik dönemlere ait arkeolojik eserler sergilenmektedir Çevresindeki antik yerleşimlerden çıkan buluntular içinde Pergamon heykeltıraşlık ekolüne ait örnekler, Pitane ve Gryneion'dan gelen Arkaik Dönem buluntuları, Myrina terracottaları dikkat çekmektedir Yine Bergama Akropolü'nden getirilen Helenistik devir mermer heykelleri, mimari parçalar, kabartmalar, pişmiş topraktan heykelcikler, çanak çömlekler, cam eserler, kandiller, paralar sergilenmektedir Etnografya bölümünde ise; bölgeye ait halı, kilim (Yuntdağı, Yağcı bedir, Kozak Bergama dokumaları), kumaş dokuma örnekleri, el işlemelerinin yanı sıra Anadolu'nun diğer yörelerine ait el sanatları da sergilenmektedir Yöresel El Sanatları Bergama-Yunt Dağı köylerinin halı ve kilimleri, tipik Ege dokumaları olarak özgünlüğünü korumaktadır Dokumalarda geometrik desenlerin yansıra bitki ve hayvan motifleri işlenmektedir Kök boya kullanılarak yapılan dokumaların renkleri solmaz ve desenleri bozulmaz Halı, kilim, heybe, çorap, seccadelerden oluşan Kozak ve Yunt dokumaları renkleri, desenleri ile diğerlerinden kolayca ayrılmaktadır Bergama halıları tüm dünyada Holbein halısı olarak tanınmıştır Bergama Kermesi Bergama'da 1938 yılından beri, Türk sporlarını ve eğlencelerini, geleneklerini yaşatan bir etkinlik olarak sürdürülen Bergama Kermesi, her yıl Mayıs ayının son haftasında düzenlenmektedir Kermes süresince, sergiler açılmakta, halk oyunları gösterileri yapılmakta, konferanslar, sempozyumlar düzenlenmektedir Kozak Yaylası Bergama ilçe merkezine 20 km uzaklıktaki Kozak Yaylası, doğal bitki örtüsü zenginliği ve korunmuş geleneksel yapısıyla dikkat çekmektedir Ege Bölgesi'nin en geniş fıstık çamı ormanlarıyla kaplı bu yaylada 500 aile yaylacılık geleneğini sürdürmektedir Çam fıstığı en önemli geçim kaynağı olurken büyük baş hayvancılıkta yapılmaktadır Elde edilen süt yerinde değerlendirilerek ünlü Bergama peyniri imal edilmektedir Yayla tarihin ilk çağlarından beri yerleşime sahne olarak kültürel değerleri ile de dikkat çekmektedir Beydağ Beydağ, İzmir’in doğusunda yer alır İl merkezine uzaklığı 142 km’dir Kuzeyinde Kiraz; doğusunda Nazilli; batısında Ödemiş; güneyinde Sultanhisar ile çevrelenir İlçenin yüzölçümü 162 km2’dir 21 köyü bulunmaktadır Bağlı beldesi yoktur İlçede 28 İlköğretim Okulu, 1 Orta Öğretim Kurumu bulunmakta; 1872 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 94 öğretmen görev yapmaktadır Sağlık hizmeti, 1 Sağlık Ocağı, 1 Sağlık Evi, 1 Ana Çocuk Sağlığı tarafından verilmektedir İlçe halkının geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır En önemli ürünler incir, kestane ve zeytindir Beydağ’da üretilen kestane son derece kalitelidir Besi ve süt hayvancılığı hızlı gelişme göstermektedir Beydağ önce Aydınoğulları, sonra da Osmanlıların egemenliğine geçmiştir Bornova ![]() Bornova, Anakent sınırları içerisinde yer alır Kuzeyinde Manisa ili toprakları; doğusunda Kemalpaşa; batısında Karşıyaka ve Konak; güneyinde Buca ile çevrelenir 1882 yılında belediye teşkilatı kurulmuş, 1957 yılında ilçe haline gelmiştir 12 köyü bulunmaktadır Bağlı beldesi yoktur 400 000 yerleşik ve 1 000 000 hareketli nüfusa sahip olan Bornova, köyleriyle birlikte 205 kilometrekarelik alanı kapsamaktadır İsmi Osmanlı kayıtlarında Birunabad olarak geçmiş ise de, Farsça 'dış, harici' anlamına gelen 'birun' kelimesinin, genellikle yer isimlerinde bir özel isimle birlikte kullanılan -abad takısı (İslamabad, Haydarabad gibi) ile pek uyuşmaması, Birunabad'ın başka bir ismin tahrif edilmiş veya uyarlanmış şekli olabileceğini düşündürmektedir İsmin başlangıçta 'Burunova' şeklinde geçtiği de öne sürülmüştür Bornova'nın çekirdeği bugün Erzene mahallesi olan anılan mahallenin Hükümet Konağı'nın arkasında kalan ve eski adı Havuzbaşı olan kısmıdır Tarihi 1800'lere varan iki katlı ve bahçeli Rum evlerine hala rastlanabilen (ve çoğu restorasyona ve yeniden değerlendirilmeye muhtaç) Erzene, 1924 Nüfus Mübadelesi 'nden sonra önce Kavala lılar ve Giritli lerce iskan edilmiş, 1950 sonrasında da Yugoslavya göçmenlerini barındırmıştır Ayrıca Erzene'nin yanıbaşında başlangıcından beri bir Roman mahallesi bulunmuştur Kavalalılar, o dönemde tarım arazisi olan Bornova ovasında tütüncülükle, Giritliler sebze meyvecilikle, Yugoslavyalılar ise bölgedeki mensucat fabrikalarında işçilik yaparak Türkiye ekonomisine ilk adımlarını atmışlardır Bornova, Osmanlı Devleti 'nin son dönemlerinde ve özellikle 1865'de Halkapınar çıkışlı bir demiryolu hattının buraya uzatılmasıyla, İzmir'in zengin levanten ailelerinin tercih ettiği bir yerleşim mekanı olmuştur İzmir merkezinden daha ferah ve serin havası ve 1980'li yıllara kadar İzmir ile arasında varlığını sürdüren mandalina bahçelerinin nezih ortamı, İngiliz konsolosluğu rezidansı nın ve çoğu İngiliz kökenli pek çok ailenin muhteşem konaklarının Bornova'da inşa edilmesi sonucunu doğurmuştur (İtalyan ve Fransız kökenli levantenler daha ziyade Buca 'yı tercih etmişlerdir ) Anekdotik bazda, Türkiye 'deki ilk futbol maçı 1890 yılında İzmir'e gelen İngiliz denizcilerle İzmirli gençler arasında Bornova'da, ülkemizdeki ilk atletizm yarışmaları da 1895'de yine Bornova'da gerçekleşmiştir İzmir'in kurtuluş günü olan 9 Eylül 1922'de Türk ordusu İzmir'e Bornova'nın üst kısmındaki Belkahve mevkiinden girmiş, Nif 'de (Kemalpaşa) gecelediği 8 Eylül akşamının gecesinde muzaffer orduların komutanı Mustafa Kemal Paşa, Belkahve'ye çıkıldığında ayakların altında bütünüyle uzanan İzmir'i ilk kez buradan görmüştür Bornova, günümüzde hızla büyüyen bir yerleşim alanı ve bir üniversite kenti olmanın yanında, gelişmiş bir sanayi yöresidir 1932 yılında Bornova Ziraat Mektebi 'nin açılmasıyla çekirdeği oluşturulan ve İzmir’in ilk üniversitesi olan Ege Üniversitesi, Bornova’da kurulmuştur ve ana kampusü Bornova’dadır Üniversite sayesinde Bornova 1960'lı yıllardan itibaren giderek öğrenci kenti olmaya başlamıştır Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nin gelişmesi ve Ege ve yurt çapında ün kazanması da Bornova'yı bir çekim merkezi haline getiren bir başka etkendir Bugün ilçede, 1 Devlet Hastanesi, 1 Tıp fakültesi Hastanesi, 19 Sağlık Ocağı, 1 Dispanser, 6 Sağlık Evi ve 1 Verem Savaş Derneği hizmet vermektedir Ayrıca, iki büyük askeri birliğin yanısıra, İzmir-Ankara İzmir-Aydın ve İzmir-Çanakkale karayolu ağının merkezinde bulunması, 2000 yılında metro nun Bornova'ya uzanması ve İzmir Santral Garajı 'nın ilçe içinde konuşlandırılmış olması ve yakın çevresindeki iki hakim aksın (Kemalpaşa Ovası ve Işıkkent) sanayi bölgeleri olarak saptanması ve 4 sanayi sitesinin yerleşim alanı içinde bulunması Bornova'nın gelişimine bugün ve gelecekte etki yapacak unsurların başında gelmektedir Bornova bu arada, Pınarbaşı, Çiçekli ve yakın köyleriyle İzmir'in akciğeri konumunu sürdürmektedir Buca ![]() Buca, Anakent sınırları içerisinde yer alır Kuzeyinde Bornova; doğusunda Kemalpaşa; batısında Konak ve Gaziemir; güneyinde Menderes ve Torbalı ilçeleri ile çevrelenir Buca’da 1923 yılında belediye kurulmuş, 1987 yılında yürürlüğe giren 3392 sayılı yasa ile ilçe olmuştur İlçenin yüzölçümü 134 km2’dir 3 köyü, 1 beldesi (Kaynaklar) bulunmaktadır İlçede 49 İlköğretim Okulu, 14 Orta Öğretim Kurumu, 61968 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 2428 öğretmen görev yapmaktadır Dokuz Eylül Üniversitesi’nin çok sayıda fakültesi Buca’dadır Sağlık hizmeti, 13 Sağlık Ocağı, 3 Sağlık Evi, 2 Ana Çocuk Sağlığı, 1 Verem Savaş Dispanseri tarafından verilmektedir İlçe ekonomisi ticaret, küçük sanayi, ziraat, hayvancılık ve orman ürünlerine dayanmaktadır Kaynaklar beldesi, Kırıklar, Belenbaşı ve Karaağaç köylerinde hayvan besi haneleri, sucuk imalathaneleri, tavuk çiftlikleri, zeytinyağı imalathaneleri, kireç ocakları, meyve-sebze ambalaj tesisleri bulunur Büyükşehir Belediyesi’ne ait Sebze Meyve Hali ve Balık Hali’nin hizmete girmesiyle ekonomik hareketlilik artmıştır Dokuz Eylül Üniversitesi’ne bağlı fakültelerin önemli bir bölümü Buca’da yer alır Bu gelişme, Buca’ya bir öğrenci kenti kimliğini vermiştir M Ö 130’lara uzanan tarihi, birçok uygarlığa tanıklığı ile bir tarih ve kültür beldesi olan Buca’da görülmeye değer tarihi yapılar arasında ; Protestan Kilisesi, Forbes, Rees, De Jongh, Baltacı Malikanesi, Russo Köşkü sayılabilir Ayrıca, ideal dinlenme yeri olan Hasan Ağa Bahçesi ve Buca Göleti, kent halkının mesire yerlerindendir İzmir’in ve Ege Bölgesi’nin tek hipodromunun ilçe sınırları içinde bulunması, Buca için ayrı bir özelliktir İznik Devleti Kralı İoyanis’in 1235 yılında Kohi denen ve Kral Yolu yakınında bir yerleşim alanından bahsettiği yerin Buca olarak değiştiği, Kohi adının daha sonra Gonia, Bugia ve Buca’ya dönüştüğü sanılmaktadır Bizanslılar döneminde ise bugünkü yerleşim yerinde Vuza, Uza ya da Vuzas isimli bir toprak sahibinin yaşadığı, yerleşim yeri isminin değişerek zamanla Buca olduğu varsayımı da vardır Buca adı ilk kez 1688 yılında Fransız Konsolosluğu kayıtlarında görülmüştür Bu yılda bir deprem olmuş, Fransız Konsolosluğu Buca’ya taşınmıştır M Ö 1102‘de Eolyalıların şehri almalarına kadar yerli halkın oldukça rahat bir hayat yaşadığı kabul edilir M Ö 727 yılına kadar İyonlarla çekişen Eolyalılar, bu tarihten sonra şehri İyonlara bırakmıştır Bir süre sonra güçlenen Lidyalılar, M Ö 628 yılında İzmir’i almıştır Bu tarihlerde İzmir şehri dağılmış, halk civarda bulunan küçük yerleşim alanlarına geçmeye başlamıştır Bu değişim, bugün gördüğümüz İzmir dolaylarındaki bir çok yerleşim alanının ilk temellerini atmıştır Bunlar arasında Buca’yı da sayabiliriz Buca’da antik çağdan bu yana bir yerleşimin olduğu bilinmektedir 1868 yılında Buca’nın kuzeydoğusunda antik döneme ait büyük bir kadın büstü ortaya çıkarılmış olup, bu büst halen Londra’daki İngiliz Müzesi’nde sergilenmektedir Ayrıca Buca ve Kangölü çevresinde Bizans Haçı kabartmaları bulunan sütun başlıkları, antik “ARTEMİS MABEDİ”ne ait olduğu sanılan mermer yer döşemeleri, Forbes Köşkü çevresinde Bizans sikkeleri, Gürçeşme (Kançeşme) yolu üzerinde Roma Kalesi kalıntıları da antik çağda bu yörede gelişmiş toplumların yaşadığını ortaya koymaktadır İyon saldırısı sırasında Buca’ya yönelen halk, Dereköy, Kangölü ve Kozağacı yörelerine yerleşmiştir Yakın tarihimizde Buca’nın bir Rum köyü olduğu, aynı dönemde Rumlar, Yahudiler ve Türklerin bir arada yaşadığı, Avrupalı işadamları ile ailelerinin de Buca’da yaşadıkları, bunun beldenin gelişme ve zenginleşmesinde önemli bir etken olduğu belirtilmektedir Buca, Rumlar, Yahudiler ve Türklerin bir arada yaşadığı, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Hollanda şirketleri ile daha çok ticari ve sınai ilişkiler çerçevesinde oluşan Levanten Grubu’nun sayfiye yeri olarak yerleştiği bir belde özelliğini yakınçağ öncesinde taşımaya başlamıştır Buca M Ö 130’ lara uzanan tarihi, bir çok uygarlığa tanıklığı ile bir kültür ve tarih beldesidir Zengin doğa ve kültür mirasını, nüfus artışına ve günümüz yaşam biçiminin ortaya çıkardığı tüm etkenlere karşı koruyabilmiştir Bu nedenle bugün Buca’da geçmişten günümüze kadar gelen bir tarihi görüntü sergilenmektedir Buca’da yaşam, her şeyden önce zengin bir tarih, kültür ve doğa mirası ile iç içe bir yaşam olarak nitelendirilmektedir Buca, tarihsel geçmişi ile bünyesinde çok önemli ve günümüzde de yaşayan eserler barınağıdır George King Forbes, Gout, Prenses Borghese, Kont Dr Aliberti, De Jongh, Dimostanis Baltacı Malikaneleri, tarihi İngiliz Protestan Kilisesi, Su Kemerleri, Buca’da yaşamış ve ölmüş bir çok ünlü ailelerin mezarları, dar sokakları ve bugün bile birçok mimara ilham kaynağı olan Rum Evleri, ilçeye gelenlerin ilgisini çeken yapıtlardır , 9 Eylül 1922’de İzmir dolayısıyla Buca, Yunanlılardan geri alınınca buradaki Rumlar bölgeyi terk etmiştir 1922 yılına kadar Buca’nın nüfusu genellikle İngiliz, Rum ve Hollandalılardan oluşmakta idi Buca, Cumhuriyet döneminde çok hızlı bir gelişme göstermiş ve bu dönemde göçmen kitlelerinin ilçede yerleşimi devam etmiştir Buca’da ilk belediye 1923 yılında İsmail Ağa başkanlığında Erdem Caddesi’nde bugünkü Kız Yetiştirme Yurdu’nun yan tarafındaki binada açılmıştır 1952 yılında belediye binası dönemin Belediye Başkanı Asım Gümüştüz tarafından bugüne kadar kullanılan Farkoh Köşkü’ne taşınmıştır Buca Belediyesi 1981-1989 yılları arasında merkez ilçeye bağlı şube müdürlükleri tarafından yönetilmiştir Buca kurulduğu 1923’ten bu yana 19 belediye başkanı görmüş ve en son 27 Mart 1994 yılında Sayın Cemil ŞEBOY Buca Belediye Başkanlığı’na seçilmiştir Buca, 4 temmuz 1987 yılında yürürlüğe giren 3392 sayılı yasa ile ilçe olmuştur Çeşme ![]() Çeşme ilçesi, İzmir İlinin batısında yer alır Doğudan Urla, kuzeyden Karaburun, batı ve güneyden Ege Denizi ile çevrilidir Deniz seviyesinden yüksekliği 5 metredir Yüzölçümü 260 km² dir 1 beldesi (Alaçatı) ve 4 köyü bulunmaktadır İlçede 13 İlköğretim okulu, 5 ortaöğretim kurumu bulunmakta; 4 532 öğrencinin eğitim gördüğü okullarda, 247 öğretmen görev yapmaktadır Sağlık hizmetleri 1 Devlet Hastanesi, 2 Sağlık Ocağı, 1 Sağlık evi tarafından verilmektedir Bu kurumlarda 27 doktor, 4 sağlık memuru, 26 hemşire ve 28 ebe görev yapmaktadır İlçede ekonomik yapıyı turizm belirlemektedir İç ve dış turizm açısından ülkemizin sayılı merkezlerinden olan Çeşme’nin, turizmdeki öneminin önümüzdeki yıllarda çok daha artacağı öngörülebilir Yarımadanın ilk antik yerleşim yeri olan Ildırı (Erythrai), ilçenin görülmeye değer tarihi zenginlikleridir Pausanias’a göre, Erythrai (Ildırı), Giritliler tarafından kurulmuştur M Ö 7 yy’da tiranlar tarafından yönetilen kent M Ö 560 tarihinde Lidya egemenliğine girmiştir Kent İskender tarafından özgürlüğüne kavuşturulana dek Pers egemenliğinde kalmıştır Kent oldukça güzel taş işçiliğine sahip surlarla çevrilmiştir Kentte M Ö 7 yy’ın 2 yarısına tarihlenen Athena Tapınağı ve Tiyatrosu açığa çıkarılmıştır Çeşme yöresi, XI yy sonlarında büyük Türk denizcisi Çaka Bey ile Türk egemenliği ile tanışmıştır Osmanlı egemenliğine geçişi, XIV yy sonlarındadır Osmanlı eserleri içinde en çarpıcı olanı Çeşme Kalesi’dir 1508 yılında II Beyazıt tarafından inşa ettirilen kale, Osmanlı mimarisinin bütün inceliklerini taşımaktadır Çeşme ve çevresinde yapılan kazılarda elde edilen eserler Çeşme Kalesi içindeki müzede sergilenmektedir Çeşme Kervansarayı, 1529 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır U biçiminde planlanan kervansaray, iki katlıdır Hacı Mehmet Camii ve Hacı Memiş Camii Osmanlı dönemine ait özgün eserlerdir İlçede Osmanlı dönemine ait birçok tarihi çeşme bulunmaktadır Bunlardan en önemlileri Hamaloğlu Çeşmesi, Kabadayı Çeşmesi, Kaymakam Çeşmesi, Maraş Çeşmesi, Memiş İbn’i Ahmet Çeşmesi ve Ömer Ağa Çeşmesi’dir Çeşme kıyılarındaki yirmiye yakın plajın en tanınmışı ve en büyüğü Ilıca Plajı’dır Burada, deniz ve kum olağanüstü güzellikler sunar Pırlanta, Çiftlik, Çatalazmak, Küçükliman, Şifne, Germiyan Yalısı, Ildırı Plajları diğer tanınmış plajlardır Çeşme termal sular açısından zengin bir ilçedir Ilıca, Şifne, Yıldızburnu gibi pek çok mevkiden kaynayan şifalı sulardan günübirlik ya da çevredeki tesislerde konaklayarak yararlanmak mümkündür Alaçatı Beldesi, önemli bir turizm merkezidir Eski yel değirmenleri ve ülkemizde rüzgar kaynaklı enerji üretiminin ilk örneğini oluşturan rüzgar türbinleri beldenin simgesi niteliğini taşırlar Çiğli İzmir Körfezi’nin kuzeyinde, eski Gediz yatağının oluşturduğu ovada kurulmuş olan Çiğli ilçesinin yüzölçümü 97 km2 dir Kuzeyinde Menemen, güneybatısında İzmir Körfezi, doğusunda Karşıyaka bulunmaktadır İlçenin denizden yüksekliği 1 - 150 m arasındadır Yörenin genelde bataklık ve sazlık olması ve yeşil alanlara çok çiğ düşmesinden dolayı, ilk yerleşenler tarafından buraya “Çiğli” adının verildiği söylencelerde dile getirilmektedir 1893 yılında Yugoslavya'dan göç eden Türk kökenli göçmenler ile birlikte, Çiğli’nin bir yerleşim alanı olarak gelişmeye başladığı bilinmektedir İlçede 1 belde ve 1 köy ve merkezde de 16 mahalle bulunmaktadır 2000 yılı sayım sonuçlarına göre toplam nüfusu 113 543’dür Nüfusun 113 543’ü ilçe merkezinde, 6 803’ü Sasalı Beldesi ve Kaklıç köyünde yaşamaktadır 25 İlköğretim Okulu, 12 Orta Öğretim Kurumu bulunmakta; 22872 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 1111 öğretmen görev yapmaktadır İlçe arazisinin 17829 dekarı tarım arazisidir Bu alanlarda bağcılık, zeytincilik ve pamuk yetiştiriciliği yapılır Ülkemizin sayılı organize sanayi bölgelerinden biri olan Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Çiğli’de kurulmuştur Ülkemizin tuz ihtiyacının % 60’ını karşılayan Çamaltı Tuzlası ilçe sınırları içinde yer almaktadır İçinde 220 tür kuşun barındığı, dünya kuşlarının başkenti olarak adlandırılan “İzmir Kuş Cenneti” önemli bölümüyle Çiğli’dedir 8 000 hektar alanda yer alan sazlıklar, adalar, yarımadalar ve tuzla havuzları kuş cenneti için doğal bir ortam hazırlamıştır Kuş Cenneti içinde Lodos Tepe, Orta Tepe ve Poyraz Tepe adıyla anılan 3 tepecik bulunmaktadır Bu tepelerden; tuz tavaları, Homa Dalyanı ve İzmir Körfezi’nin görünüşü olağanüstü güzelliktedir Dikili ![]() Dikili , İzmir’in kuzeyinde yer alır İl merkezine uzaklığı 120 km’dir Kuzeyinde Balıkesir; doğusunda Bergama; batısında ve güneyinde Ege Denizi ile çevrelenir İlçenin yüzölçümü 541 km2’dir 1 beldesi (Çandarlı) ve 25 köyü bulunmaktadır İlçede 31 İlköğretim Okulu, 3 Orta Öğretim Kurumu bulunmakta; 3759 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 214 öğretmen görev yapmaktadır Sağlık hizmeti, 4 Sağlık Ocağı tarafından verilmektedir İlçede ekonomi tarıma dayanmaktadır Tütün, pamuk, zeytin üreticiliği ve seracılık yapılmaktadır Dikili limanı, turizm açısından ilçenin önemli bir gelir kaynağıdır Temiz plajları, termal kaynaklarının zenginliği, iç ve dış turizm açısından önemlidir İlçede yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda Dikili’nin M Ö 5000-4000 yıllarına kadar uzanan bir geçmişi olduğu anlaşılmıştır Ağıl Kale ve Kale Tepe ilk yerleşim merkezlerindendir Arkeolojik bulgular sonucunda bu bölgede Akaların yaşadığı ve kente Aternagus denildiği ortaya çıkmıştır İlkçağda Lidyalılar, İranlılar, Frikyalılar, Mysialılar ile Romalılar ve Bergamalılar Ortaçağda ise Bizanslılar, Cenovalılar, Selçuklular ve Osmanlılar Dikili’ye hakim olmuşlardır Bu kadar çok uygarlığın yaşadığı Dikili; Aristo, Hermos, August, İskender gibi ünlü kişileri tarihi süreçte ağırlamış; Aterneus, Astria, Teutronia gibi kent ve siteleri topraklarında barındırmıştır Karaosmanoğullarının bölgede çiftlik kurup burada dikmelik yetiştirmesi ile "Dikmelik" adını alan ilçe, daha sonra "Dikili" diye isimlendirilmiştir Doğal güzellikleri açısından Merdivenli köyünde bir doğal göl, Demirtaş ve Deliktaş köylerinde de çamlık ve tarihi mağaralar bulunmaktadır İlçeye bağlı Çandarlı Beldesi önemli bir turizm potansiyeline sahiptir Dikili’nin tarihsel geçmişi oldukça eskilere gider Antik yerleşim yeri Pitane’de elde edilen eserler Bergama Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir Osmanlı döneminde II Murat’ın ünlü Sadrazamı Çandarlı Halil Paşa, Çandarlı Kalesi’ni yeniden yaptırmıştır Merdivenli ve Denizköy’de bulunan krater gölleri ile mağaraları ve Madra Çayı’na dayanan ormanları ilçenin doğal zenginlikleri arasındadır Foça ![]() Adını foklardan alan Foça, İzmir’in kuzeybatısında yer alan bir sahil ilçesidir Batıda İzmir Körfezi, doğuda Menemen, kuzeyde Çandarlı Körfezi ile çevrilidir İlçenin yüzölçümü, 205 Km² dir Foça’nın Bağarası, Gerenköy ve Yenifoça olmak üzere 3 beldesi ve 4 köyü bulunmaktadır Eğitim düzeyi yüksek olan ilçede okuryazarlılık oranı %99'dur 12 ilköğretim, 3 orta öğretim kurumu bulunmakta; 3025 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda, 168 öğretmen görev yapmaktadır İlçe'de sağlık kuruluşu olarak 1 Devlet Hastanesi, 1 adet 112 Acil Yardım İstasyonu, 5 adet Sağlık Ocağı, 1 adet Sağlık Evi bulunmaktadır Önemli bir arkeolojik tarihe sahip İlçe'de, 1953 yılında başlayan ve aralıklarla günümüze kadar devam eden kazılarda, Helenistik döneme ait tiyatro, Athena Tapınağı ve Kutsal Alanı, Kybele’ye ait olduğu düşünülen Liman Kutsal Alanı ile Foça’nın 7 km doğusunda Taş Ev olarak adlandırılan Pers Anıt Mezarı ortaya çıkarılmıştır KAYNAK: izmir gen tr
__________________
¤µ¢kµr$µzlar¤ |
|
|
|
|
|
|
#7 |
|
süper bir yermiş hiç gitmedim sayende görmüş kadar oldum :d:d çok güzel tanıtmışsın eywallah :d:d
|
|
|
|
|
|
|
#8 |
|
bornovada abim acemiLigini yapmıstı :d
__________________
† St_DarknéSS † RockeR No† Dead ! Face away and pretend that I'm not ![]() !! ![]() kaRanLik bu SokakLarda , Sesimi duyaN Yok![]() !! ![]() Caresiz vefakar öfke ![]() !!Yürüt beni Gecenin icinde, yoruLmadan ![]() ![]() ![]() Derin Güzel Gece ![]() !!Uyut beni huzur icinde, agLamadan Sakin oLmam Lazım![]() ![]() ![]() ![]() !!Son PismanLık Fayda Etmez, AzraiLin Mekanında! haLimiz dumaN ![]() ![]() ![]() Too ALcohoL :d:d
|
|
|
|
|
|
|
#9 |
|
Dokuz Eylül Üniversitesi
20 Temmuz 1982'de İzmir'de kurulmuş olan bir devlet üniversitesidir 3 000 akademik personeli ile 43 000 öğrenciye eğitim vermektedir![]() Birimleri Fakülteler
Ege Üniversitesi, 1955 yılında İzmir'de kurulmuş olan bir devlet üniversitesidir Türkiye'nin 4 kurulan üniversitesidir![]() Kampus Bornova, İzmir'dedir Kampus dışında Konak'ta Atatürk Kültür Merkezi, Menemen'de Tarımsal Deneme İstasyonu ve Üretme Çiftliği, Kurudağ'da Rasathanesi, Urla'da ve Tuzla'da su ürünleri tesisleri, Ödemiş, Bayındır, Tire ve Bergama'da meslek yüksekokullarına ait tesisleri bulunmaktadır![]() üniversite bölümleri === Fakülteler === ![]() ![]() =Diş hekimliği fakültesi
Ege Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığına bağlı olanlar [değiştir]
Tarihçe ve Genel Bilgiler İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü İzmir'in üçüncü yüksek öğretim kurumu olarak 1992 yılında kurulmuştur Asıl etkinlik alanı bilim ve teknolojide ileri düzeyde araştırma, eğitim, öğretim, üretim, yayın ve danışmanlık yapmaktır 2004-2005 öğretim yılı itibariyle 115 öğretim üyesi ve 403 öğretim elemanı görev yapmakta, toplam 1102 lisans ve 511 yüksek lisans-doktora öğrencisi eğitim görmektedir![]() ABD'de ve Avrupa ülkelerinde "Teknoloji Enstitüsü" kavramı, araştırma-yoğun, teknik ağırlıklı yüksek öğrenim kurumlarını temsil eder ABD'de teknik dallarda en önde gelen yüksek öğrenim kurumları olan MIT, Georgia Tech, CalTech de birer Teknoloji Enstitüsüdür Dünyadaki diğer örnekleri gibi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nde de disiplinlerarası yaklaşıma özel önem verilmektedir![]() İYTE, yeni kurulmuş olmasına rağmen çok sayıda süreli yayın ve güncel kitaplar içeren bir kütüphaneye sahiptir Bilgisayar sistemi ve İnternet ile diğer üniversiteler ve dış ülkeler ile kurulmuş bir iletişim ağı mevcuttur Tüm eğitim alanlarında bilgisayar destekli bir eğitim-öğretim programı uygulanmaktadır![]() İYTE, kurulduğu günden 1999'a kadar İzmir şehir merkezinde hizmet vermiştir 1999'da hazırlık okulu dışındaki tüm birimler, Urla-Gülbahçe'deki kampusa taşınmıştır ve faaliyetini burada sürdürmektedir![]() Fakülteler Fen Fakültesi
İYTE Lisans Programları Fakültelerde, lisans programlarına öğrenci alımı 1998 yılında başlanmıştır İYTE bünyesinde lisans eğitimine başlamış olan bölümler:
İYTE Doktora Programları
İYTE Akademik Kadro Mimarlık Fakültesi Akademik Kadrosu (İngilizce) Mühendislik Fakültesi Akademik Kadrosu (İngilizce) Fen Fakültesi Akademik Kadrosu (İngilizce) İYTE Teknoloji Geliştirme Bölgesi İYTE Teknopark İYTE Teknopark Fotoğraflar Temel Hedef ve Amaçlar Bölgede yerel hammadde kullanan ve katma değeri yüksek üretim yapan, ileri teknoloji kullanan/üreten şirketlerin oluşumunu ve büyümesini desteklemek, Teknolojinin geliştirilmesini, transferini ve ticarileştirilmesini teşvik etmek, Şirketlere AR-GE çalışmalarını yürütebilecekleri altyapı ve teknik destek sağlamak, Yüksek Teknoloji Enstitüsü/Üniversite-Sanayi işbirliğinin özlenen üst düzeyde gerçekleşmesine katkı sağlamak, Yüksek Teknoloji Enstitüsü ve Üniversitelerdeki araştırmaların ekonomik değere dönüştürülmesini sağlamak, Ülkenin ekonomik ve teknolojik düzeyini yükselterek, uluslararası rekabet gücünün, artırılmasına ve ekonominin gelişimine katkıda bulunmak, Temel hedef ve amaçlardır ![]() Temel hedef ve amaçlara ulaşıldığında İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi ; Türk sanayinin teknolojik sorunlarının çözümüne yönelik bir başvuru odağı olacaktır ![]() Bilgi birikimi ve araştırma-geliştirme sonuçları ile ilgili olarak Türk sanayini bilgilendirme görevini üstlenecektir ![]() Bilgi birikimi ve araştırma-geliştirme sonuçlarını uygulamaya aktarma görevini üstlenecektir ![]() Ekonomik ve toplumsal dönüşüm için sanayi kuruluşları ile birlikte sözleşmeli projeler yapabilecektir Bu da bölge ekonomisine olumlu katkı sağlayacaktır![]() Uluslararası araştırma projelerine katılacağımızdan, bu projelerin gerçekleştirilmesi sırasında, bölge sanayi kuruluşlarına katma değer sağlanacaktır ![]() Bölge, ülke araştırmacılarına, üniversitelere, diğer araştırma kuruluşlarına teknik destek hizmeti verecek, gereğinde deneysel üretim ilişkileri kuracak ve çalıştıracaktır ![]() AR-GE yatırımlarının bağımsız bir kurumsal nitelik kazanarak harcayan değil, artı değer üreten birimler haline gelmesine yol açacaktır AR-GE birimlerinin bir arada bulunması, aralarındaki etkileşimi arttırarak uzun vadede öncelikli sektörlerle bu sektörlere etki yapacak teknolojilerin kendi iç dinamikleriyle oluşmasını sağlayacaktır Gerek ülke ve bölgeye özgü politikaların oluşturulması, gerek sosyo-ekonomik gereksinimlerin tanımlanması bakımından nitelikli insan gücünün bir araya gelmesi büyük önem taşımaktadır Kaynakların birleştirilmesi ve verimli kullanımı yoluyla AR-GE çalışmalarında çok daha etkileşimli bir sistem kendiliğinden kurulmuş olacaktır![]() Avantajlar Avantajlar Bölgenin Avantajları Bölgenin İYTE gibi uluslararası bir araştırma enstitüsünde yer alması, kiracılar için uluslararası bir AR-GE ortamı yaratmaktadır Bu oluşum aynı zamanda İYTE'nin kuruluş amacıdır Ege ve Dokuz Eylül Üniversiteleri'nin aynı zamanda Yönetici Şirket ortağı olması, bu üniversitelerimizin teknik imkanları ile hizmet ve sosyal olanaklarından yararlanmada avantaj sağlayacaktır Ayrıca Bölgede yeni kurulmuş olan vakıf üniversiteleri İzmir Ekonomi Üniversitesi ve Yaşar Üniversitesi de faaliyet alanlarındaki AR-GE çalışmalarına katkı sağlayacaktır AR-GE çalışmalarının ana bileşenleri olan araştırmacılara ve araştırma olanaklarına yakınlık, kiracı şirketlerin ihtiyaç duyduklarında laboratuar ve kütüphane gibi mevcut olanaklardan istenildiği zaman yararlanmalarının sağlanması bölgeyi cazip kılan unsurlardır![]() Bölge kurulurken çevredeki az yoğun yapılaşmaya uyum sağlanarak doğal yapının korunacak olması doğa ile iç içe huzurlu bir çalışma ortamı sağlayacaktır ![]() Yasal Avantajlar Bölgede 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yabancı uyruklu yönetici ve vasıflı AR-GE personeli çalıştırılabilir ![]() Kamu kurum ve kuruluşları ile üniversite / yüksek teknoloji enstitüsü personelinden Bölgede yer alan faaliyetlerde araştırmacı personel olarak hizmetine ihtiyaç duyulanlar, çalıştıkları kuruluşların izni ile sürekli veya yarı-zamanlı olarak çalıştırılabilirler ![]() Öğretim elemanları Üniversite / Yüksek Teknoloji Enstitüsü Yönetim Kurulunun izni ile yaptıkları araştırmaların sonuçlarını ticarileştirmek amacı ile bu bölgelerde şirket kurabilir, kurulu bir şirkete ortak olabilir ve/veya bu şirketlerin yönetiminde görev alabilirler ![]() Bölgede yer alan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu Bölgedeki yazılım ve AR-GE'ye dayalı üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları, faaliyete geçilmesinden itibaren on yıl süre ile gelir ve kurumlar vergisinden müstesnadır Bakanlar Kurulu, seçilen, hedef alınan, belirli teknolojik alanlar ve ürünler için on yıla kadar süreyi uzatabilirBölgede çalışan araştırmacı, yazılımcı ve AR-GE personelinin bu görevleri ile ilgili ücretleri, Bölgenin kuruluş tarihinden itibaren on yıl süre ile her türlü vergiden istisnadır ![]() Gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerince bu bölgelerde AR-GE faaliyetlerinde bulunan kişi, kurum veya kuruluşlara makbuz karşılığı sponsor olarak yapılan bağış ve yardımlar toplamı 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89'uncu maddesinin (2) numaralı bendi ile 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 14'üncü maddesinin (6) numaralı bendi ile 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 14'üncü maddesinin (6) numaralı bendinde belirtilen oran ve esaslar dahilinde indirime tabi tutulur ![]() İzmir Ekonomi Üniversitesi İzmir Ekonomi Üniversitesi, İzmir'de bulunan bir vakıf üniversitesidir Üniversitenin kampusu, Balçova, İzmir'de Teleferik mevkiinde bulunmaktadır Kampüsün şehir merkezinde yer alması dolayısıyla ulaşım çok kolaydır![]() Kampüs alanındaki 3 ayrı blokta yer alan binalarda her türlü görsel, işitsel cihazlar ve internet bağlantılarının bulunduğu çeşitli kapasitede derslikler bulunmaktadır Yine aynı binalarda genel amaçlı Bilgisayar Laboratuvarları, CAD Laboratuvarı, Mikroişlemci Laboratuvarı, Bilgisayar Ağları İletişimi ve Güvenliği Laboratuvarı, Grafik Tasarım Laboratuvarı, Çizim Stüdyosu, Kütüphane, Fotoğraf Stüdyosu ve Dikim Atölyesi olarak kullanımda olan çeşitli atölye ve laboratuvarlar mevcuttur TV ve Radyo stüdyolarının ise kurulma çalışmaları sürdürülmektedir![]() Kampüs alanı içinde çeşitli aktivitelerin yapılabileceği spor alanları, dans salonları, futbol ve basketbol sahaları vardır Yine bu alanda , öğrencilerin yemek ve diğer ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri yemekhane ve kafeteryalar bulunmaktadır![]() Varolan binalardaki diğer alanlar, çeşitli kapasitede konferans salonları, kütüphane, mutfak, kantin ve olarak listelenebilir ![]() Yaşar Üniversitesi Selçuk Yaşar Spor ve Eğitim Vakfı 1999 yılında Yaşar Üniversitesi adıyla bir üniversite kurma kararı aldı Endüstriye olan katkısı ve öncülüğü ile bilinen Yaşar Topluluğu yine öncü niteliği taşımayı amaçlayan bir üniversite yaratmak için yola çıktı Kuruluş Kanunu ve Kampus : Yaşar Üniversitesi, 29 Mart 2001 tarihinde TBMM'ce onaylanan 4633 sayılı kanun ile yasalaştı ve 2002-2003 akademik yılında kent içindeki Alsancak Kampusü'nde eğitime başladı Seferihisar Kampusü'nde eğitimi açma çalışmaları hızla devam etmektedirStratejik Oryantasyon : Vizyon ve misyon tanımlamaları Yaşar Üniversitesi'nin, teknoloji ve bilimi entegre eden, fen ağırlıklı, dünyaya açılmış bir üniversite olabilmesi için "Yapılması Gerekenler Çalıştayı" gerçekleştirilerek, bir yol haritası belirlenmiş; yeni bölümler, yeni gereksinimler ve toplumdaki geleceğe ilişkin eğilimler saptanarak bir eylem planı oluşturulmuştur ![]() Üniversiteye Bağlı Bölümler Fakülteler
__________________
¤µ¢kµr$µzlar¤ |
|
|
|
|
|
|
#10 |
|
Göztepe A
Ş![]() Göztepe A Ş Renkler Sarı-Kırmızı Takma İsim Göz Göz Kuruluş 14 Haziran 1925 Stad Alsancak Stadı Kapasite 17 500 Başkan Uğur Bostancıoğlu Teknik Direktör Ahmet Kılıç Lig Türkiye 3 Ligi* Geçen Sezon Türkiye 3 Ligi, 3 Grup Göztepe, 14 Haziran 1925 yılında Güzelyalı, İzmir'de kurulmuş bir spor kulübüdür![]() Kurucuları Altay'dan kopan bir gruptur Profesyonel futbol takımı Türkiye 3 Lig 3 Grup'ta mücadele etmektedir Profesyonel futbol takımı maçlarını İzmir Alsancak Stadı'nda oynamaktadır Göztepe 2002-2005 arasında girdiği düşüşle Süper Lig'den 3 Lig'e düşmüştür Bunun gibi bir istatistiği 1983-1986 arasında İngiltere Ligi eski şampiyonu Wolverhampton Wanderers gerçekleştirmiş ve 1 ligden 4 lige düşmüştür Ama asıl rekor 1999-2003 arası gerçekleştirdiği düşüşle 1 ligden Amatöre düşen ve 2004'te ismini Van Belediyespor olarak değiştiren Vanspor'a aittir![]() // Kulübün şirketleşmesi Göztepe Spor Kulübü'nün profesyonel futbol şubesi 1998 yılı Mayıs ayında şirketleşmiş olup Göztepe Spor Hizmetleri ve Tic A Ş (Göztepe A Ş ) adını almıştır Başkanı Uğur Bostancıoğlu, Asbaşkan Deniz Kalkış'dır![]() Başarıları Türkiye'de 1941, 1942, 1943, 1945 ve 1949 yılların da İzmir Şampiyonu oldu 1949 yılında Türkiye Şampiyonası'na katılmaya hak kazandı ve önce Gençlerbirliği'ni ardından Beşiktaş'ı eleyerek 1949-1950 sezonunda da Amatör Takımlar Şampiyonluğunu ( O dönem ki Türkiye Şampiyonluğu'nu) kazandı 1968-1969 ve 1969-1970 sezonlarında iki kez Türkiye Kupasını müzesine götürmeye muvaffak olmuştur![]() Profesyonel liglerin başladığı 1959 yılından itibaren 21 yıl 1 Ligde, 20 yıl 2 Ligde mücadele eden ve 3 kez şampiyonluk kazanan sarı-kırmızlı camia birçok büyük kupayı da müzesine getirdi![]() Avrupa'da Kupa Galipleri Kupası'na 2 kez, Fuar Şehirleri Kupası'na 5 kez katıldı ![]() Fuar Şehirleri Kupası 1968-1969 sezonunda ise UEFA Fuar Şehirleri Kupası'nda yarı finale kadar yükselerek Avrupa kupalarında bu başarıya ulaşan ilk Türk takımı oldu ![]() Kupa Galipleri Kupası 1969-1970 sezonunda Kupa Galipleri Kupası'nda bir Lüksemburg takımını ve Cardiff City takımlarını eledi Çeyrek finalde İtalya'nın ünlü kulüplerinden Roma'ya elendi 1970-1971 sezonunda ise yine bir Lüksemburg takımını eledi Ancak bu kez ikinci turda Gornik Zabrze takımına yenilerek kupaya veda etti![]() Lig Mücadeleleri
Dış bağlantılar
Altay Spor Kulübü Altay Spor Kulübü Renkler Siyah-Beyaz Takma İsim Büyük Altay Kuruluş 1914 Stad Alsancak Stadı Kapasite 17 500 Başkan Mehmet Erdoğan Teknik Direktör Ümit Turmuş Lig Türk Telekom Lig A Geçen Sezon Lig A 3 Altay (tam adıyla Altay Spor Kulübü), 1914 yılında İzmir'de kurulan, özellikle futbol dalında etkinlik gösteren spor kulübüdür ![]() // Genel Bilgiler İkinci Meşrutiyetten 1908'e kadar Türkiye'de spor yapmak hem padişah yönetiminin baskısı, hem de muhafazakarların tutumu nedeniyle hemen hemen olanaksız gibiydi Spor yapanlar o dönemde pederşahi bir zihniyetle ayıplanırdı Türkiye' de modern Beden Eğitimi öncüsü sayın Selim Sırrı Tarcan 1919 yılında beden eğitimini geliştirmek amacıyla bir salon açmak içi İzmir'e geldi Onun bu girişimi “Sarıklılar” tabir edilen aşırı muhafazakarlar tarafından engellendi Sayın Selim Sırrı Tarcan salon açamamasına rağmen, o dönemde Vali Rahmi Bey, Necati Bey, Vasıf Çınar Beyle görüştü Tarcan'ın spor sevgisi aşısı sonucu Rum ve Ermeniler ile diğer azınlığın etkinliği nedeniyle artık Türk gençleri spor yapma gereğini duyuyorlardı Türkiye'de ilk kez futbol Rum ve Ermeniler ile İngiliz ve İtalyanlar tarafından 1898 yılında oynanmağa başlandı 1905 yılında Amerikan Kollejinde öğrenim yapan sayın Talat Erboy orada okuyan iki arkadaşı sayın Şerif Remzi Reyent, sayın Sabri Süleymanoviç ile birlikte yabancı öğrenciler ile futbol oynamağa başladı N e yazık ki bu üç Türk genci İstibdat devrinin karanlık günlerinde Kamil Paşanın baskısı sonucu Amerikan Kolejinden çıkarıldı Talat Erboy okumak üzere İngitereye gönderildi 2 yıl İngiltere'de kalan Erboy futbolun beşiği sayılan büyük Britanya'da futbolunu geliştirdi Aynı tarihte sayın Adnan Menderes'in eniştesi sayın Nejat Evliyazade de futbol oynuyordu O da Belçikaya 2 yıl için öğrenime gönderildi Nejat Evliyazade Belçika'da futbol oynayan ilk Türk futbolcusudur Belgesel kayıtlara göre 1905 yılında futbola başlayan sayın Talat Erboy, sayın Sabri Süleymanoviç, sayın Şerif Remzi Reyent, sayın Nejat Evliyazade ilk Türk futbolcularıdır 1908 yılında ikinci Meşrutiyat ilan edilince istibdat dönemi bitti Türk gençleri futbol oynamaya başladılar 1908 yılından sonra futbol Türk okullarına da girdi Sultani mektebinde okuyan öğrenciler Okul Müdürü sayın Şükrü Saraçoğlu, Okul Müdür Muavini sayın Baha Esat Tekant'ın daha sonra Şark İdadisinde (Mektebinde) Necati Bey, sayın Vasıf Çınar'ın teşviki ile futbol gelişmeye başladı Okuldan sonra öğrenciler kendi aralarında futbol oynamağa başladılar 15-16 yaşlarında olan Talat Erboy'la, Nejat Evliyazade, Sabri Süleymanoviç, Kemal Tahsin Soydam, Hasan Tahsin Soydam, Şimendiferci lakabıyla anılan Rıfat İyison, Mazlum Bey, Hüsnü Bey Çakır Kemal Bey futbolcu olarak futbol tarihine isimlerini yazdırdılar Türkiye'de ilk futbol tüzüğünü İngilizce den tercüme edenler Türkiye Şeker Fabrikaları Genel Müdürlüğü'nü yapan Baha Esat Tekant Bey, Talat Erboy Bey ve Nejat Evliyazade Bey odular 1913 Yılı sonunda İzmir'e gelen Sayın Celal Bayar İttihat Terakki Cemiyetine katmak için spor yapan Altay'lı gençleri davet etti ve 1914 yılının 16 Ocak tarihinde Altay fiilen kuruldu Sayın Celal Bayar Şark İdadisinde faaliyet gösteren Altay'ın kuruluşu için para yardımında bulundu Altay futbol tarihimizde ilk deplasman yapan Türk takımıdır 1923 Yılında Başkent Ankara'ya davet edilen Altay'ın bu seyahatinin çok başarılı olması nedeniyle büyük kurtarıcı Atatürk 1924 Paris Olimpiyatlarına Türk sporcularının katılmaları için emir verdi 1924 Paris Olimpiyatlarına Altay'dan Futbolcu olarak Hamit Aslan, Atlet olarak Sait Odyak iştirak etti İzmir'de 15 kez İzmir Şampiyonluğu kazanan yüzlerce şilt ve kupayı müzesine taşıyan Altay'ın sinesinde Altınordu ve Göztepe doğdu Bugün varlıklarını sürdüren Altınordu ve Göztepe, Altay'ın bağrından kopmadır Hamit Aslan İzmir'in ilk Milli Futbolcusudur Yine Sait Odyak İzmir'in ilk Milli Atletidir Vahap Özaltay, Baron Fevzi, Kaleci Fehmi, Mamako Saim Saymaner, Fuat Göztepe futbol aşklarını Altay'da tattılar Talat Erboy'ların, Nejat Evliyazade'lerin ardından Avrupa sahalarında top koşturan, Avrupa takımlarının formalarını giyen 2 Altay'lı futbolcu daha vardır Bunlar Fransa'da Racing takımında oynayan Vahap Özaltay ile İsveç'te oynayan Basri Vahap Özaltay Avrupa'da yalnız Türk Futbolcusu olarak değil, Türkiye'ye de yeni sistemleri getiren ve uygulayan futbol adamıydı Orta Avrupa ve WM sistemlerini Türkiye'de uygulayan Vahap Özaltay oldu Bu sistemleri geliştirdi İsviçre'nin sürgü sisteminide denedi 4-3-3, 4-2-4 modern futbol anlayışı da Altay'da vücut buldu İtalya'dan Altay'ın antrenörlüğüne getirilen Leandru Remondini çağdaş futbolu Altay'da uyguladı Takımı başarıdan başarıya koşturdu Soyadını Altay'dan alan Öz Altay'lı Vahap Özaltay son nefesini bile Altay'ın çatısında, mukadder çatıda verdi Altay'ın Kongresinde konuşurken heyecanlandı ve kalbi, Altay için attığı kalbi kulüp binasında durdu, ruhu orada uçtu 27 Aralık 1929 yılında Altay-Altınay maçında Altay futbol sahasında şehit de verdi Vehbi şiddetli bir darbe nedeniyle vefat etti Uluslararası Fuar Kupasına ilk iştirak etme başarısına ulaştı Şimdiki UEFA kupasında Altay Siyah-Beyaz renkleri Avrupa sahalarında temsil etti Türk futbolunda İstanbul'un üç büyüklerine ilk kafa tutan Ege'in incisi İzmir'in gözbebeği Altay oldu Onların yıllardır süren 1'incilik, 2'incilik, 3'üncülük tahtını bozan Altay'dı Yapışık kardeşler arasına girerek 2'ncilik kürsüsüne oturdu Anadolu futbolunda ilk devrim Altay tarafından yapıldı İstanbul futbolunun tekelindeki kupaya şampiyonluk ismini ilk yazdıran Anadolu takımı Altay'ın ta kendisidir Altay'ın müzesini şu anda “Türkiye Kupası” en değerli kupa olarak süslemektedir Bu kupanın en gurur ve övünç tablosu da Altay'ın sinesinden kopan Göztepe ile finalin oynanmasıdır Eskiler bunu bir babanın oğlu ile mücadelesi olarak nitelemektedirler![]() NİÇİN “BÜYÜK ALTAY” ![]() ![]() Altay, Türk sporunun aynası ve tarihidir İzmir'de sporun öncülüğünü yaparken ikinci Meşrutiyetten sonra Hürriyet kıvılcımı bu takımda atılmış, Osmanlılıktan Türklüğe geçişte, onun kurucu geçleri faal oldular Rum, Ermeni ve diğer azınlıkların politik, ekonomik ve sportif baskılarına Siyah-Beyaz'lı gençler bayrak açtılar “Gavur İzmir” adını çıkaran Rum ve Ermani toplumlarıyla, İzmir'deki Rum metropoliti Hiristosmos ve avanesine karşı Türk gençliğini uyandırdılar Milliyetçilik bilinçlenmesine önayak olan Alttay'lı gençler; Necati Beyler, VASIF ÇINAR beyleri ile ittihat ve terakki Cemiyetinde sayın Celal Bayar ile kol kola omuz omuza mücadele ettiler Yunan'a ilk kurşunu sıkan şehit gazeteci sayın Osman Nevres'in (Hasan Tahsin) arkadaşları Necati Bey, Vasıf Çınar Bey Hürriyet kıvılcımını ateşlediler Hasan Tahsin'in vatan sevgisi, Hürriyet aşkını”İzmir'e Doğru”isimli gazetesindeki sürdürdüler, dile getirdiler, meydanlarda ateşli nutuklar söylediler Şark Gazetesi sahibi Halil Zeki Osman Bey, Fahrettin Altay Paşa, Şükrü Saraçoğlu Bey, Baha Esat Tekant Bey, Mahmut Esat Bozkurt Beyleri sinesinde yetiştirmiş Altay yalnız sporumuzun gururu değil, Türk milli mücadelesinin atar damarı oldu 9 Eylül 1922 tarihinde şanlı ordumuz Yunan'ı denize püskürtürken soyadını Altay'dan alan süvari alayı ile İzmir'e giren sayın Fahrettin Altay Paşa Konak'ta Vilayete Türk Bayrağını astıran kumandandı 23 Nisan 1920'de ilk Büyük Millet Meclisi'nde Mebuslarıyla ATATÜRK'ün yanına koşan, onunla Cumhuriyetin koruyucusu olan Altay çok partili hayata geçişte tarihte yerini aldı Demokrat Partinin kuruluşunda önemli rol oynadı Altay'ın kalesini koruyan Başbakan sayın Adnan Menderes, Altay'lılara İttihad Terakki Cemiyetinde kucak açan sayın Celal Bayar ile kader birliği yaptı Sayın Adnan Menderes'in futbol oynadığı yıllarda kulübün başkanı, şimdi AP'nin kurucularından olan sayın Şinasi Osma'nın babası gazeteci Halil Zeki Beydi Yine Altay formasını şerefle giymiş Refik Şevket İnce, sayın Danyal Akbel, sayın Sebati Acun, sayın Muzaffer Balaban Demokrat Parti safhalarında yer aldı CHP'nin başkanı sayın Şükrü Saraçoğlu, 1924 Paris Olimpiyatlarında Türk Milli Takım formasını giyen CHP'li sayın Said Odyak, sayın Şerif Remzi Reyent, sayın Ruhi Soyer, sayın Dündar Soyer Türk toplum yaşantısında Altay yetiştirdikleri ile onların eserleriyle haklı bir gurur tablosudur Altay'lı olmakla, bugünün kuşağı övünmekte haklıdır Gelecek kuşak da dedelerinin, babalarının, ağabeylerinin sönmeyen meşalesini taşıyacaktır İşte “Büyük ALTAY” sözü yalnız spor sahalarındaki başarıdan dolayı değil, Hürriyet kıvılcımını ateşleyen , milliyetçilik ruhunu yaşatan, milliyetçilik bilincini yerleştiren, Osmanlılıktan (Ne Mutlu Türk'üm) diyene kadar Türklük mücadelesinde varlığını sürdüren, Milli Mücadelede canını ortaya koyan, Kurtuluş Savaşında destanlar yaratan, Cumhuriyet döneminde hizmetten hizmete koşan, Atatürk Devrimlerini koruyan, yaşatan evlatlarının eserinden dolayı söylendi Şimdiki kuşağa gelecek kuşağa Büyük ALTAY sembol oldu![]() Başarıları Türkiye'de Altay İzmir'de 15 kez İzmir Şampiyonluğu kazanan yüzlerce şilt ve kupayı müzesine taşımıştır ![]() Profesyonel Ligde Altay Türk futbolunda İstanbul'un üç büyüklerine ilk kafa tutan Altay oldu Onların yıllardır süren 1'incilik, 2'incilik, 3'üncülük tahtını bozan Altay'dı Yapışık kardeşler arasına girerek 2'ncilik kürsüsüne oturdu![]() Türkiye Kupasında Altay Anadolu futbolunda ilk devrim Altay tarafından yapıldı İstanbul futbolunun tekelindeki kupaya şampiyonluk ismini ilk yazdıran Anadolu takımı Altay'ın ta kendisidir Altay'ın müzesini şu anda Türkiye Kupası en değerli kupa olarak süslemektedir Bu kupanın en gurur ve övünç tablosu da Altay'ın sinesinden kopan Göztepe ile finalin oynanmasıdır Eskiler bunu bir babanın oğlu ile mücadelesi olarak nitelemektedirler![]() ![]() ![]() TSYD Kupasında Altay TSYD İzmir şubesi tarafından düzenlenen kupada Altay, 2006 yılında aldığı son kupa ile bu kupayı 16 kez müzesine götürmüştür ![]() Avrupa'da Altay UEFA Kupası'nda Altay UEFA Fuar Şehirleri Kupası'na ilk iştirak etme başarısına ulaştı Şimdiki UEFA Kupası'nda Altay Siyah-Beyaz renkleri Avrupa sahalarında temsil etti Roma takımını 3-2 mağlup etti 2 ayak maçındada romadaki maçta 10-0 gibi bir skorla mağlum olmustur buda altayın şanlı tarhinde kara bir lekedir Kaynak: [
Sitemizdeki linkleri görüntülemek için üye olmanız
yada giriş yapmanız gerekmektedir ]Bağlantılar
__________________
¤µ¢kµr$µzlar¤ |
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| 304zm304r, and#304zmand#304r, club, coast, fun, kordon, sefas305ndayim, sefasand#305ndayim, sefasındayim, İzmİr |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
|
|
Okuduğunuz Konuya Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Aşıkların şehri İZMİR.. | SiNKa | Ege Bölgesi | 2 | 15-02-09 00:56 |
| Kordon Dolanması , Kordon Kanı , Kordon Sarkması | αкυυт | Sağlık ve Sağlıklı Yaşam | 1 | 03-12-07 12:25 |
| SF Peninsula Coast South | God's Bullet | Çeşitli Resimler | 0 | 31-08-06 12:18 |
| Mendocino Coast | God's Bullet | Çeşitli Resimler | 1 | 31-08-06 11:45 |
| İZMİR' in isgali | preacher | Atatürk Köşesi | 0 | 24-08-06 22:36 |